Page 44 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 44
Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET
seyri içerisinde bulunmanın kendisini sıktığını fark ederek "Sultan’a değil, onun temsil ettiği ‘devlet’e hizmet etmeyi" tercih etmiştir. Birtakım
arkadaşlarının zâbitlik rütbesiyle çırağ edilmesinin ardından kendisi de bunu istemiş ancak Sultan II. Mahmud gerek böylesi bir sanatkârı
sarayda tutmak arzusuyla gerekse İzzet Efendi’ye olan muhabbeti dolayısıyla razı olmamıştır. Padişahın kendisine olan bu bağlılığını gören
dostları da bu konuda Mustafa Efendi’ye aracılık etmekten çekinince arzusuna erişememiştir.
HACCA NİYET VE UZLET
Sultan II. Mahmud döneminde vuku bulan pek çok hatırada, özellikle de saray hayatının sosyal ve kültürel anekdotlarında adına veya izine
rastlamanın kaçınılmaz olduğu Kazasker Mustafa İzzet, 10 yıl boyunca sarayda yaşamıştı. Sultan II. Mahmud’un yanından hiç ayırmadığı
kişilerden olma şansına erişip bu zaman zarfında saray hayatının bütün âdet ve âdâbına son derece vâkıf olmuştu. Öte yandan, doğuştan
gelme bir dervişlik meşrebi olan ve hayatının tamamında bunu yakînen hissedebileceğimiz Mustafa İzzet’in tasavvufî hayatına dair ilk bilgi
de bu döneme rastlar. Bir Kâdirî ailesine mensup olmasına rağmen Nakşibendî şeyhlerinden Kayserili Ali Efendi’ye intisâb etmiştir.
Mustafa İzzet Efendi’nin, içerisinde bulunduğu saray hayatından ve bu hayatın kendisine getirdiklerinden tahmin edileceği kadar huzur
duyduğunu söylemek pek yerinde bir tespit olmayacaktır. Ne Sultâniye Çayırı’ndaki eğlenceler ve Ayazağa’da Gümrükçü Osman Paşa
Çiftliği’ndeki mehtap âlemleri, ne de büyük muhabbet duyduğu padişahın iltifat ve ihsanları ruhuna sekînet veriyordu. Ayrıca sahip olduğu
sanatçı ruhunun da, sarayda her dakikasının kayıt altına alınmasından rahatsızlık duyması kaçınılmazdı. Onun sanatkâr ruhu her türlü
kayıt ve şatafattan uzak kalmak, istediği zaman meşk etmek istemediği zaman susmak arzusundaydı. Fakat vazifesi gereğince, bunun
tam aksine padişah isteyince çalıp söylemesi o istemezse susup beklemesi gerekiyordu. Nihayet bu düşüncesinin tesiri ile padişahtan
münasip bir vazife ile saraydan çırağ edilmesini niyaz etmeye karar verdi. Bu, saraydan ve saraydaki "resmî hayat"tan uzaklaşmak isteğini
de üst mevkideki kişilere naklettiği bilinmektedir.
Diğer taraftan kaynaklarda, İzzet Efendi’nin saraydan ayrılmak istemesinin altında yatan başka birtakım sebeplerden de bahsediliyor.
Sultan II. Mahmud Yeniçeri Ocağı’nın lağvı sonrası, kurduğu yeni ordunun üzerine pek ilgili olduğundan mütevellit Osmanlı-Rus Savaşı’nın
gergin günlerinde saraydan ayrılarak bir başkumandan edasıyla Râmî Kışlası’nda bulunmaktaydı. İzzet Efendi de Enderûn’dan orduya
subay olarak alınanlar içerisine girerek hizmette bulunmak talebindeydi. Ancak Sultan’a bu kadar yakın ve kıymetli bir zât için bu talebi
iletecek kimse tabii olarak çıkmamıştı. Sıdkı Köker’in naklettiği bilgiler de, Efendi’nin saraydan bu ayrılma arzusunu yukarıda söz ettiğimiz
"sultan"a değil "devlet"e hizmet etme gayesine ulaşamamasına bağladıktan sonra, zâbitlikle ayrılmayı umut ederken "Çavuşlar’a mülazım
ve Kilâr’a çırağ" olup çok çok ihsanlarla avutulmak istenince çok kırılarak ayrılmak için fırsat kolladığını bildirmektedir.
İzzet Efendi’nin, çeşitli kaynaklarda türlü sebeplere bağlanan saraydan ayrılma arzusu artık kendisine çıkış yolu bırakmıyordu. Nihayet
1830’da surre emîni olan Bağdat Valisi Necib Paşa’nın vazifesi döneminde aralarındaki hukukun samimiyetine binâen, şeyhinin de hacca
niyet etmesi üzerine ona eşlik etmek gibi bir makul sebeple hacca niyet ederek padişahtan müsaade istedi. Padişah II. Mahmud ise, zaten
Mustafa İzzet Efendi’nin uzun bir zamandır devam eden neşesiz hâlinin farkındaydı ve istemeyerek de olsa ruhuna ilâc olur ümidiyle, 100
kuruş aylıkla Mustafa İzzet Efendi’nin çırağ edilmesine dair iradeyi onayladı.
42

