Page 39 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 39

Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET







                             TOSYA’DAN HİCRET



                             Yukarıda  nakledilen  vakıadan  varlıklı  biri  olduğu  anlaşılan  Mustafa  Ağa’nın,  fakirleri  gözeten  bir  yardımsever  olduğu  da  bilinmektedir.
                             Ancak bu özelliğinin günümüze rivayeti oldukça acıdır. Mustafa İzzet’in babasını kaybetmesi ve İstanbul’a hicret etmek zorunda kalmasıyla
                             neticelenen bu hikâye de dilden dile şöyle intikal etmiştir: Tosya’nın bir dağ köyünde fakir bir çoban, köyün zenginlerinden birinin kızına
                             âşık olur. Kız istenir fakat verilmez. Kızın da fakir oğlanda gönlü olunca çoban bir gece kızı kaçırıp köyü terk eder. Kızın ailesi durumu
                             hazmedemeyerek peşlerine düşer. Fakir çoban bölgede varlıklı, sözü dinlenen ve dürüst bir adam olması hasebiyle Mustafa Ağa’ya giderek
                             durumu anlatıp yardım diler. Mustafa Ağa da, çocukları himayesine alarak kızın ailesine haber gönderir: "Çocuklar benim hânemdeler. Bu
                             işi tatlıya bağlayalım. Düğün derneği ben yapayım. İstediğiniz başka bir şey varsa onu da yapalım. Çoban benim oğlumdur bundan sonra."
                             Kız tarafı başta bu durumu kabul etmiş görünse de bunun hain bir plan olduğu işin sonunda ortaya çıkacaktır. Düğün dernek hazırlıkları
                             Mustafa İzzet’in babasının evinde başlatılır. Tosya geleneğince et-pilav ve helva kazanları kaynamaya başlar. Ancak düğün günü hain
                             plan ortaya çıkar. Kız tarafı düğünü basarak Mustafa Ağa’yı ve ailesinden birçok kişiyi katleder. Hatta öyle ki, musikiye daha köyde aşina
                             olduğunu anladığımız üzere, Mustafa İzzet’e babasının cenazesi karşısında saz çaldırarak o gece sabaha kadar eğlenirler. Mustafa İzzet’in
                             bu gece bir yolunu bulup avlu kapısından atlayarak evden kaçmış olduğu da rivayetler arasındadır.

                             İzzet Efendi’nin hayatının buraya kadar olan kısmı efsanevî rivayetlerle örülmüş olmakla birlikte, bundan sonrasını yazılı kaynaklardan takip
                             edebilmekteyiz. Çocukluğu ile ilgili Tayyarzâde şu bilgileri nakletmektedir:


                             "...Sıgar-ı sinlerinde feyz-i fıtrî-i mâder-zâd ve kâbiliyyet ü zühd ü reşâd, hilye-i isti’dâdlarında zâhîr ü müstefâd olmagla pederlerinin
                             vefâtından sonra vâlideleri…"


                             Buradan  anladığımız  kadarıyla  Mustafa  İzzet  küçük  yaşlarından  itibaren  kabiliyetli,  feyiz  dolu  ve  takvâ  sahibi  ahvâli  ile  bilinen  biridir.
                             Babasının vefatından sonra ise, annesi tarafından akrabalarından ismini bilmediğimiz müderris bir zâtın yanına İstanbul’a gönderilmiştir.
                             Tosya’dan hicret etmek zorunda kalarak İnebolu’ya gelen Mustafa İzzet buradan bir gemi vasıtasıyla İstanbul’a intikal etmiştir.



                             BAŞ KURŞUNLU’DA İLK İKÂMET


                             Artık sıladan ayrılan Mustafa İzzet Fatih’te, yerleştirildiği Baş Kurşunlu Medresesi’nde ilim tahsil ederken yüksek kabiliyeti ve çalışkanlığı ile
                             kısa zamanda arkadaşları arasından sıyrılarak dikkat çekmeye başlamıştır. Bu sayede Sultan II. Mahmud’un musahiblerinden ve dönemin
                             büyük bestekârlarından olan Kömürcüzâde Hâfız Efendi ile tanışma imkânı bulmuş; güzel sesi, musikiye olan mahareti ve kendine özgü
                             ahvâli sayesinde kısa zamanda iltifat ve yardımlarına mazhar olmuştur.


                             İlk musiki eğitimini kendisinden aldığı Hâfız Efendi’nin, Kazasker Mustafa İzzet’in yaşamının en büyük nimetlerinden biri olduğunu ve talihin
                             bu günden sonra yüzüne güldüğünü söylemek yanlış olmaz. Zira padişahın dikkatine mazhar olması ve sarayla yakın münasebetleri de bu
                             sayede başlamıştır. Hülasa Kazasker’in devlet görevlerinin, hat sanatındaki üstün başarılı eserlerinin ve hayatı boyunca sahip olduğu pek
                             çok nimetin, onun musikiye olan kabiliyeti ve sesinin harikuladeliği vesilesiyle zuhur etmiş olduğu çıkarımı yapılabilir.







                                                                                                                                                      37
   34   35   36   37   38   39   40   41   42   43   44