Page 34 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 34

Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET








                             Yukarıda  kısaca  bahsettiğimiz  perspektiflerden  bakıldığında,  XIX.  yüzyıl  herkesin  zihninde  artık  gücünü  yitirmiş,  direnmekte  olan  bir
                             Osmanlı portresi çizmektedir. Ancak bu tanımlamayı yaparken insafı elden bırakmamak gerekir ki, gücünü yitirmek ile gücüne güç katmak
                             arasında gidip gelmek kaçınılmazdır. Karşımızda, kudretiyle paralel şekilde sahip olduklarını kaybetmiş bir Osmanlı kültürünün ötesinde
                             sahip olduğu mirasın üzerine yenilerini eklemiş bir Osmanlı kültür-sanatı durmaktadır. Kazasker Mustafa İzzet Efendi ise, bunun belki de
                             en büyük kanıtı olarak yaşadığı bütün kötü hatıralara rağmen tüm haşmetiyle karşımızda duruyor.


                             II. Mahmud’un 31 yıllık hâkimiyeti süresince zor zamanlardan gelip geçmekte olan devlet, estetik ve sosyal anlamda oldukça verimli
                             yıllar geçirmiştir. Elbette bu dönemin başlamasında Osmanlı Devleti’nin ve özelinde sanat tarihinin eşsiz ismi III. Selim’in bıraktığı miras
                             etkilidir. XIX. yüzyılın başında tahta cülûs etmiş olan II. Mahmud’un kendinden bir önceki padişah III. Selim’in fikriyatını büyük ölçüde
                             benimsemesi, hatta bazı noktalarda bunu bir adım öteye götürmesi dikkat çekicidir. Öte taraftan, Osmanlı’nın en zor dönemlerinden biri
                             olan II. Mahmud döneminde, canının dahi emniyeti bulunmayan padişahın ilim, sanat ve musikideki bu derece yüksek teveccühü kendisine
                             asırlar öncesinden kalma bir mirastır. II. Mahmud’un henüz genç yaşında bir âlim ve sanatkârı kaybetmeye karşı, kudretini ayaklar altına
                             alacak kadar büyük bir geri tavır takınması sadece padişahın kişisel hayatını değil Osmanlı entelijansiyasının karakter seviyesini anlamamız
                             adına son derece önemlidir.


                             Kültür, sanat, mimarî, edebiyat ve musikide karşımıza çıkan Avrupalılaşma hareketleri, bu dönemin geleneksel sanatlarına her ne kadar
                             balta vurmuş gibi görünse de, Mustafa İzzet Efendi’nin de içinde bulunduğu yüksek sanat camiası için, âdeta bir avantaja dönüşmüştür.
                             Zira XIX. yüzyılda Batılılaşma, tamamen etkisi altına aldığı askerî mızıkadan mimarîye ve plastik sanatlardan resme kadar çeşitli dallarda
                             görülmüş olsa bile musiki ve hat sanatı gibi bazı dallarda bu dönüşüm daha az etkilidir. Kendisinin de bir Mevlevî olması hasebiyle sık sık
                             Mevlevîhâneleri ziyaret edip Şeyh Gâlib ile kurmuş olduğu dostluk özelinde ve aynı zamanda mâhir bir müzisyen olan Sultan III. Selim’in
                             gerek sarayda gerekse saray dışında pek çok musikişinâs yetiştirmiş ve onları himaye etmiş olması, Kazasker’in de içinde bulunduğu
                             dönemin tohumları gibidir. Osmanlı nota sisteminin temeli olan Hamparsum Limonciyan’ın geliştirdiği notasyon sistemi başta olmak üzere
                             musiki konusunda yapılmış pek çok faaliyet müzikoloji alanımız için çok önemli bilgiler ihtiva eder. Tedkîk ü Tahkîk’i kaleme almış olan
                             Abdülbâkî Nâsır Dede’nin ve hat sanatının miladı kabul edilen Râkım’ın olgun sanat yıllarının bu döneme rastlamış olması, İsmail Dede gibi
                             bir dehanın aynı vakte âdeta bir ışık saçması bir tesadüfün ötesinde Osmanlı kültür hazinesinin birer önemli mücevheri olmuştur.




























          32
   29   30   31   32   33   34   35   36   37   38   39