Page 38 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 38
Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET
Kazasker Mustafa İzzet ile ilgili kaynakların ihtilafa düştüğü en önemli konu ise, kendisinin seyyid soylu olup olmadığı ve eğer seyyid ise
bunun annesinden mi yoksa babasından mı gelmiş olduğudur. Bu konuda bize en tafsilatlı bilgiyi, kendisinin de aynı karmaşanın içinde
bulunması dolayısıyla Hüseyin Sıdkı Köker vermiştir:
"M. İzzet Efendi de Nakîbü’l-Eşraf hizmeti görmüş ve kaynakların ba’zılarında ‘Seyyid’ olduğu yazılmış, vakfiyyesinde bu unvanı kendisi
de takınmış bulunduğuna göre, Peygamber (a.s.) efendimizin soyundan gelmiş olmaları lâzım gelir. Bu hak ve sıfat kan mirası olduğu,
anadan da, babadan da geçebileceği göz önüne alınarak, müşarün ileyhin nesebi tedkik edilmeliydi. Kaynaklardan İbnü’l-Emin’in
eserinde, Şeyh İsmâil-i Rûmî hazretlerine Seyyidlik izafe ve M. İzzet efendinin bu zâtın kızı kolundan evlâdı olduğuna işaret edilerek,
efendinin seyyidliği bu zâttan gelmiş bulunduğu anlatılmak istenmiştir. Vakfiyyesinde ise bizzat Efendi, babası adını ‘Seyyid Mustafa
Efendi’ diye tescil ettirmiştir. Şeyh İsmâil-i Rûmî hazretlerinin üç oğlundan biri olan Şeyh Ahmed Çelebi efendinin kolundan gelmiş
bulunan dedemiz Tosya’nın şöhreti pek yaygın, fakat sessiz 'büyük-koca müfti’si merhum Halil Hilmi efendisinin yeşil sarık sarmış ve
yaşlı aile kadınlarımızca: 'Şeyh İsmâil-i Rûmî hazretleri Şeyh Abdü’l-Kaadir-i Geylânî hazretleri evlâdındandır.’ demiş olmalarından gayrı
bir vesikaya vâris olamadık. Belki, böyle bir vesika, İsmâil-i Rûmî hazretlerinin diğer oğullarına intikal etmiş ve her nasılsa gaybolmuştur.
Şeyh İsmâil Rûmî hazretlerinin tesis ettiği İstanbul’da, Tophane’de Kaadirîler yokuşundaki âsitânesi son şeyhi merhum İsmail Gavsî
beyin beyanına ve nezdimizde saklı mektuplarına göre Pîr-i Sânî İsmâil-i Rûmî hazretleri ‘sâdât-seyyidler’den değillerdi. Şu halde, M.
İzzet efendinin seyyidliği babasından gelme olmalıdır. Dedemiz Müfti Halil Hilmi efendi merhumun yeşil sarık sarmış olması, kaza(ilçe)
nın ‘Nakîbü’l-Eşraf kaymakamı’ olmalarına atfolunabilir. Devlet merkezindeki tek ‘Nakîbü’l-Eşraf’ın, illerde ve ilçelerde birer kaymakamı
bulunur, hizmeti onlar görürlerdi. Kaaide olarak, bunlarda seyyidlik aranır mıydı, tesbit edemedik. Fakat yeşil sarık, seyyidlik alâmetiydi." [1]
Mustafa İzzet Efendi’nin yaşamının ilk yıllarına dair kayıtlı bir evrak, bilgi yahut tevatür etmiş bir belge bulunmamaktadır. Yalnızca günümüzde
de varlığını sürdürdüğünü bildiğimiz, bu ailenin şeceresinden gelme kişilerden intikal eden bazı bilgiler mevcuttur. Bu bilgiler teknik olarak
ispatlanamamakla birlikte çok kıymetli bağlantıları bir mantık silsilesi ile birbirine bağlar niteliktedir.
Mustafa İzzet Efendi’nin ilk yıllarına ve ailesine dair, eskilerden gelme şöyle bir rivayet nakledilmektedir: İzzet Efendi’nin babası Mustafa
Ağa, Tosya’nın önde gelen çiftçilerinden biridir ve Tosya’nın yüksek bir dağ köyünde hayvancılık ile meşgul olmaktadır. Bu zâtın yaylada
binlerce hayvan yetiştirmekte olduğu rivayet ediliyor. Hayvanlarından mamul olan sütlerin şehre intikalinde sorun yaşayan Mustafa Ağa,
Kastamonu’da da hâlen dilden dile dolaşan bir projeyi hayata geçirmiştir. Hem miktarı çok olduğundan hem de yaz günlerinde şehre
inmesi esnasında bozuk yollarda yaşanan zaman kaybından, sütler kesilmektedir. Yaylada bu denli çok sütün kaynatılması da ciddi
bir zahmet ve tabii olarak zaman kaybı oluşturmaktadır. Yaylanın şehre olan mesafesinin uzak ve yollarının da patikalarla dolu olduğu
düşünüldüğünde bu denli çok miktarda sütün, bozulmadan şehre indirilmesi yaz günlerinde neredeyse imkânsız bir hâl alır. Mustafa Ağa
bu sorunu bir hayat memat meselesi olarak görmüş olacak ki, kendi döneminde yapılması neredeyse imkânsız bir projeyi hayata geçirir.
Özel olarak imal ettirdiği kiremit künkleri yüksek yayladan şehre doğru toprak altından döşetmiş, yayladaki kağnıyla saatler sürecek
yolculuk yerine sütleri bu tesisattan akıtarak çok kısa sürede şehre ulaştırmıştır. Dönemine bakıldığından büyük bir mühendislik harikası
olan bu proje, Mustafa Ağa’nın bir zihin abidesi olarak bugün hâlâ Kastamonu’da dilden dile anlatılmaktadır.
1 Hüseyin Sıdkı Köker, "Kadıasker Mustafa İzzet Ef.: Nakîb ül-Eşraflığı", Selamet, sy.8, (Kasım 1962), s.9.
36

