Page 48 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 48
Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET
Böyle adama kıyılır mı? Bir dur bakalım, bu emrin de yerine geleceği bir zaman vardır elbet" demiş ve padişahın fermanının âdeta karşısına
dikilmiştir. Olay eğer bir cami içinde vukû bulmasaydı acaba Said Efendi bu fermana engel olabilir miydi? Bu da kaderin bir tecellisi. Said
Efendi ve kendisiyle aslında aynı düşünceyi paylaşan Hüsrev Paşa’nın bu tavırları, kendi hayatlarını tehlikeye sokmuştu belki ama Kazasker
gibi bir dehanın, silinip gitmesine mâni olarak âdeta tarihte bir eşik atlanmasına da vesile olmuştu, diyebiliriz.
Hiddetinden camide daha fazla duramayan hünkâr, Dolmabahçe Sarayı’nın yolunu tutmuş ve bütün gün neredeyse kimseyle bu konuyu
konuşmamıştı. Öfkesi teravih namazına kadar geçmemiş olacak ki teravihten hemen sonra Kazasker’in hem hocası hem de hac şeriki
olan Kömürcüzâde’yi yanına çağırarak, "Şu senin hac arkadaşına ne dersin? Özbek kisvesiyle Bayezid Camii mahfiline çıkıp halka lisan-ı
hâlle şunu söylüyor: ‘Ey cemaat-i Müslimîn! Bunca yıldır saraya ve sarayın efendisine hürmet ettim. Bana takdir edilen şey artık bu kisvedir’
diyerek beni teşhir ediyor. Ben bu adamın fermanını diledim, Said Paşa olmasaydı bu sözümden dönecek de değildim. Fakat bende büyük
hatırı vardır, ısrarını geri çeviremedim. İzzet artık sürgündedir."
Ertesi gün Kömürcüzâde Hâfız Mehmed Efendi, Beyazıt Muvakkithanesi’nin önünde İzzet’i gördüğünde, kellesinin kurtulduğunu fakat bu
kisveyi değiştirmesi gerektiğini ona bildirmiştir. Yaptıkları, sarayın A grubu bürokrasisini âdeta uçurumun kenarına sürüklese de Mustafa
İzzet meşrebinden taviz vermeyeceğini bir kez daha dile getirerek "Başımdaki sikkeyi başka bir şeye tebdîl edemem" der. Bunun üzerine
Kömürcüzâde, "Öyleyse bir daha nazar-ı şahaneye rast gelecek yerde bulunma. Zira zararına olur!" diyerek oradan ayrılmış, Efendi de bu
nasihatı kabul ederek evine dönmüştür.
O gece teravihten sonra Sultan, Kömürcüzâde’yi tekrar huzura çağırmış ve "Gerçi affeyledim ama şu kıyafetle Mustafa Efendi’nin beni
ilan edişine pek canım sıkıldı" demiştir. Sultan II. Mahmud’un bu yumuşaklığından istifade eden Kömürcüzâde, aslında hiçbir zaman
söylenmemiş ve var olmamış pozitif bir entrikayla padişahı işlemeye başlar, "Hünkârım, kulunuz bugün kendisini Beyazıd’da bir kez daha
gördüm. Kendisini azarladım ve tekdirâmiz pek çok söz sarf ettim. Fakat bana şu sualle cevap verdi, ‘Bir bende velînimetine hâlini arz eder
mi, etmez mi?’ Evet, diye cevapladığımda bana, ‘Bu heyet-i ihtiyatım efendimize vesile-i arz-ı ahvâl olur. Mütalaa ve emelime münhasır
bir davranıştı. Hünkârıma karşı hâlimi anlatamadığımı anladığımdan pek meyûs oldum’ dedi ve ağlaya ağlaya gitti." Padişah bu sözlere en
ufak bir tepki vermeden derin düşüncelere daldı, bir sonraki gece Kömürcüzâde’yi tekrar çağırarak aslında hiçbir zaman var olmamış ve
İzzet’in söylemediği bu sözleri ondan bir kez daha dinledi ve Kömürcüzâde’ye şu cevabı verdi, "Benim ona bir dargınlığım yoktur. Fakat
Mevlâ’nın ona lutfettiği hüner ve kadrini zâyî etmek sevdalarında gördüğümden canım pek sıkılıyor."
İmparatorluğun önemli bir değerini kaybetmemek için bu denli mühim sosyal ve siyasi faaliyetlerin bir zübdesi sayılabilecek Kazasker’in bu
hikâyesi, Sultan II. Mahmud ve İzzet’in barıştırılmasıyla sonuçlanmıştır. Sarayda Mustafa İzzet’in iştirakiyle düzenlenen bir küme faslında
Hünkâr'la İzzet arasındaki bu yersiz dargınlık da sona erdirilmiştir. Bu tarihten itibaren Sultan II. Mahmud’un vefatına kadar huzur fasıllarına
büyük bir itinayla katılmaya devam etmiş olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin sarayla olan bağlantısı 1839 yılına kadar bu seviyede
devam eder. Buradan bir kez daha anlıyoruz ki, Mustafa İzzet kendi döneminde alternatifi bulunmayacak kadar kıymetli bir zâttır.
Kim bilir, o gün bu ferman icrâ olunsa idi Türk hat sanatı tarihi, Türk musikisi müktesebatı ileride kendisinden Kazasker olarak bahsedilecek
Mustafa İzzet’i zikredebilecek miydi? Sultan o gün tebdîl-i kıyafet camiye gelmeseydi, İzzet mahfele çıkıp müezzinlik yapmasaydı, aylardan
da ramazan olmasaydı belki "Neyzen Mustafa Efendi" arzu ettiği hayatı yaşayıp dervişlik kisvesi içerisinde tarihin karanlık girdaplarında
kaybolup gidecekti. Ardında ise birkaç hatırası ya kalacak ya da kalmayacaktı. Lakin Bayezid Camii’ndeki bu karşılaşma, Hüsrev Paşa
46

