Page 259 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 259
Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET
Müzikolojimizin en büyük sorunlarından birisi olan, bir bestekârın eserlerine tarihleme yapma problemi yakın dönem olmasına rağmen
Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin sanat hayatında da kendisini gösterir. Hat sanatındaki eserlerinin yazınsal tarihi gelenekleşmiş olduğundan
hangi levhayı hangi tarihte kaleme aldığı büyük oranda izlenebilir bir hâldeyken sebep sonuç ilişkisi dolayısıyla menakıplarını bildiğimiz
birkaç bestesi haricinde hangi eserini ne zaman bestelediği konusunda elimizde bulunan bilgiler son derece mahduttur. Musiki sahasında
hem bestekârlığıyla hem de icrâkârlığı ile kendisini bir otorite olarak ispat etmiş Kazasker’in, nazarî konudaki kabiliyetini de kaynaklar üst
düzey seviyede bir sıfatlama ile tasvir etmektedirler. Bu konudaki en büyük veri, "tarz-ı cedîd" makamını terkip etmesidir. Konunun nazarî
meraklıları için özetlemek gerekirse, nevâ perdesindeki bûselik dizisine, yine nevâ perdesinde rast dizisinin, rast perdesinde ise nihavend
ve neveser dizilerinin eklenmesiyle seyreden ve yerinde acemaşîrân dizisiyle karar eden bir bileşik makamdır. Geniş bir aralığı olan bu
makamın neden cedîd şeklinde isimlendirildiği konusunda elimizde bir malumat yok fakat bu makamın Kazasker Mustafa İzzet Efendi’ye
atfedilmeden önce de bir çeşni olarak bazı büyük musiki eserlerinde bu terkiple kullanıldığı görülmektedir. Mustafa İzzet’in bu makamı ne
zaman terkip ettiğini de bilemediğimizden yahut bu makamı gerçekten onun terkip ettiği ile ilgili birincil kaynaklardan bir bilgi günümüze
ulaşamamışken bu bileşik makamın terkibi konusundaki son sözü müzikologlar söyleyecektir. Bizim üzerinde ittifak edeceğimiz en önemli
mûtânın, bestelediği bu makamdaki peşrev olduğu muhakkaktır. Bununla birlikte bu makamın dönemin musiki sahasında itibar gördüğü,
birlikte musiki icrâ ettiğini bildiğimiz Hacı Sâdullah Ağa, İsmail Dede Efendi, Said Dede gibi isimlerin bu makamda eserler bestelemiş
olmasından anlaşılıyor. Kendisi de bir şair olan İzzet’in günümüze ulaşabilmiş sayılı bestelerinin güftekârları konusunda da bir inceleme
yapmak mühimdir. Zira pek çoğunun musiki sahasında, güftelerin kime ait olduğu hususu -güfte mecmuaları müstesna- tarih içerisinde
üzerinde çok durulan bir konu olmamıştır.
Mustafa İzzet’in envanterdeki eserlerinden ikisinin güftelerinin kendisine ait olduğu tespit edilebilmiştir. Bununla birlikte Said isminde
bir şairin güftesini arabânbûselik makamında bestelemiş olan Kazasker'in; Yûnus Emre, Eşrefoğlu Rûmî ve Aziz Mahmud Hüdayî’den
bestelediği ilahiler de bulunmaktadır. Dukâkinzâde Ahmed ve Emir Osman Hâşimî’nin birer eserini durak formunda bestelemiş olan
Efendi’nin klasik musikiye dair eserlerinde günümüzde belirlenememiş şairler yanında Yahyâ Nazîm Efendi ve Âkif Paşa gibi isimler de
bulunur.
İbnülemin Mahmud Kemâl İnal’ın aktardığına göre bazı bestelere eşsiz nazireler yapma özelliğine sahipti. Müezzin Şâkir Ağa’nın "Dâm-ı
efsûnunla bend ettin dili" güftesiyle başlayan bestenigar şarkısını aynı makam ve usulde "Gayrıdan bulmaz teselli sevdiğim" şarkısı ile
tanzir etmiştir. İbnülemin’in kendi ifadesiyle "Aralarında o kadar nisbet-i mütezâyide hâsıl olmuştur ki, her iki eseri lâyıkıyla meşk etmeyen
nagâmât ve etvârı birbirine meczetmeden kendisini güç kurtarır. Bu da Kazasker’in sanatında olan fart-ı kemâline bir delîl-i celîldir." [22]
Kazasker’in bestekârlığı ile ilgili bir diğer husus da onun müzikal tabirle hüseynî, sabâ gibi genel geçer makamları daha fazla tercih ettiğidir.
Örneğin İbnülemin’in verdiği örnekle sabâ makamına zemzeme terkibi ile oluşan mürekkeb makamları hiç sevmez, bunları "beyhude bir
teceddüd" olarak sıkıcı bulurdu. Gerçi günümüze 30’a yakın eserinin ulaşabilmiş bulunduğu, birinin de kendi terkip ettiği bir makamdan
bestelenmiş bir eser olduğu göz önüne alındığında bu analizin haklı ve haksız tarafları fark edilebilir. Biz bu yorumdan uzak olarak
günümüze ulaşmış bestelerin envanterini sizinle paylaşıyoruz.
22 İbnülemin Mahmud Kemâl İnal, Hoş Sada, s.225.
257

