Page 84 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 84

Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET








                                »  Mehmed Şevket Efendi (v.1871)
                                »  Yûsuf Efendi (v.1875)
                                »  Abdullah Zühdî Efendi (v.1879)
                                »  Mehmed Şefik Bey (v.1880)
                                »  Kayışzâde Burdurlu Hâfız Osman (v.1894)
                                »  Zâhide Selmâ Hanım (v.1896)
                                »  Zekâî Dede Efendi (v.1897)
                                »  Muhsinzâde Abdullah Hamdi Bey (v.1899)
                                »  Mehmed Hilmi Efendi (v.1900)
                                »  Yeniköylü Hasan Sırrı Efendi (v.1907)
                                »  Hasan Tahsin Efendi (v.1914)
                                »  Hasan Rıza Efendi (v.1920)
                                »  Mehmed Hilmî Efendi (v.1924)
                                »  Mehmed Atâullah Efendi
                                »  Hafız Mehmed Tevfik Efendi
                                »  Halil Nebil Efendi
                                »  Siyâhî Selim Efendi

                             Mustafa İzzet Efendi’nin kaynaklarda, "Benim yazılarımın evâil ü âhiri yoktur" demiş olduğu nakledilmekteyse de, eserleri analiz edildiğinde
                             de anlaşılacağı üzere hüsn-i hat sahasındaki tekâmülü hayatının sonuna dek devam etmiştir. Necmettin Okyay’ın, Kazasker’in eserlerine
                             yapmış olduğu uzun tedkikleri neticesindeki benzetme de bunu doğrulamaktadır: "Kâdî-asker’in 1280’den sonra yazdığı nesihler, âdeta
                             kelebek uçar gibidir." Yazı tedkiki konusunda çok meraklı bir zât olduğunu hatıralarında sıkça gördüğümüz Mustafa İzzet’in üslûp ve
                             anatomi konusunda belki de tarihin kendisinden önceki bütün yazılara geniş bir perspektiften bakacak kadar basiretli olduğu şu hikmetli
                             sözünde gizlidir: "Hüsn-i hat okumak lâleyi koklamak gibidir."

                             Kazasker Mustafa İzzet’in yazı üslûbuna dair keyifli bir anekdot da, Şevki Efendi ile arasında geçen hatıradır. Bir gün Mustafa İzzet Efendi’yi
                             ziyarete gelen Şevki Bey, tabii olarak söz yazıya gelince meşklerini göstermiş ve Kazasker kendisini takdir ederek cilbendinin arasından
                             Celâleddin Efendi hattıyla yazılmış bir Kur’ân sayfası çıkararak bunu taklit etmesini istemiştir. Şevki Efendi yazıyı binbir zorlukla taklit edip
                             getirdiğinde Kazasker tarafından iltifat görmüş ve, "Oğlum, ben Sadrazam Ali Paşa’ya bir mushaf yazıyorum. Ondan aldığım mangırı sana
                             vereyim, sen de bana bir mushaf-ı şerîf yaz. Lakin bu mushaf’ın ilk sayfaları bana ait olacak, sen de ona bakarak tamamlayacaksın. Senin
                             taklit yeteneğin fevkalâde" demiştir. Hikâyenin bundan sonraki kısmını Hattat Yahya Efendi, "Şevki Efendi’nin bu hareketini beğenmedim.
                             Çünkü tokluk gösterme gibi oldu. Hâlbuki hakikatte yazamamak; Celâleddin Efendi’nin yazısını taklit ederken gözlerine kan oturduğu için
                             ‘Ya Kazasker Efendi’nin yazısını taklit edersem başıma daha neler gelecek’ diye düşünerek bu emri yerine getirmemiş" şeklinde naklettikten
                             sonra şu tarihî kanaatini de ekliyor: "Eğer Şevki Efendi, Efendi’nin emrettiği mushaf’ı yazmış olsaydı, emsalsiz bir eser meydana gelmiş
                             olurdu."

                             Gerek meşrebi gerekse bir müntesibi olduğu Osmanlı bürokrasisinin temel dinamikleri açısından disiplini hayatının hep merkezine oturtmuş
                             olduğu hissedilen Mustafa İzzet, çeşitli rivayetler bulunsa da takribî olarak 60 yıla yakın bir süre kamışı elinden bırakmamıştır. Hat ve






          82
   79   80   81   82   83   84   85   86   87   88   89