Page 253 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 253

Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET







                             DÖNEMİN MUSİKİ AHVÂLİ İÇİNDE MUSTAFA İZZET



                             Türk/saray musikisi tarihinin altın çağı olarak nitelendirilebilecek bir dönemin son halkası olarak bu devletli günlere "şahit olmuş" Kazasker’in
                             musiki bahsindeki yeri ve önemini anlamak için, çevresel etki ve iletişimine bakmak pek tabii yerinde ve elzemdir. Bu açıdan yaklaşıldığında
                             Mustafa İzzet’in sanat hayatında musiki bahsinin önemi, bir kez daha ortaya çıkar. Türk musikisinin temel imal yeri (Burada patronaj ya
                             da teşvik ifadesi özellikle tercih edilmemiştir.) olarak kabul edilebilecek sarayda sadece kendi döneminin değil musiki tarihinin en önemli
                             isimleriyle teşrik-i mesai eylemiş İzzet’in ürettiği müzikal verinin ne kadarının günümüze intikal ettiği pek çok musikişinâsın akıbeti gibi
                             belirsiz ve karanlıktır. Mustafa İzzet’in musiki dünyasına dair bir analiz yapmak için evvela bu bahiste içinde bulunduğu çevreyi incelemek
                             gerekiyor. Tıpkı diğer konularda olduğu gibi, Kazasker’in musiki müktesebatına dair birkaç satırı ve hatırayı geçmeyecek çalışmaların
                             hiçbirinde, aynı havayı soluduğu ve musiki icrâ ettiği insanların hayatlarına ve hikâyelerine atıfla bir analiz en azından bir varsayım dahi
                             yapılmamıştır.  Bu ağır müzikolojik verilerin bu satırların harcı olmadığı ise muhakkaktır. Lakin genel geçer bazı konulara değinerek bu
                             dönemin içerisindeki bestekâr ve musikişinâs İzzet modelini anlamamız açısından faydalı olması için de şunları kayıt altına almak lazımdır:
                             Mustafa  İzzet’in  içerisinde  bulunduğu  yüzyıl,  musikinin  âdeta  doyup  taştığı  bir  dönem  olarak  tasvir  edilebilir.  Bunu  menfi  ve  müspet
                             anlamlarda okumalıyız. Musiki, varabileceği en devletli yere varmış ve bunun saltanatını geçmişin zevkleriyle zevklenen vaktin şahitleri
                             doyasıya yaşamıştır. Ama aynı zamanda bu doygunluk, kendisini dertten besleyen ilhama ne kadar kapı aralamıştır? Bu sorunun elbette
                             tek bir cevabı yok. İstanbul’un özellikle Halvetîlik ve Mevlevîlik üzerinde ince ince örülmüş derin dinî musiki müktesebatı, diğer yandan
                             yüzyıllardır imbiklenmiş cami musikisi geleneği ve pek tabii ki konaklar ve sarayın musiki konusundaki pratikleri bu dönemde en doygun
                             zamanlarını yaşamıştır. İşte Kazasker Mustafa İzzet Efendi, çocukluğundan itibaren kabiliyetini bu doygun sahada gösterebilmiş olması
                             bakımından doğru zamana doğmuş bir insan olarak betimlenmelidir.

                             Kazasker’in musiki dünyasına, buna şahitlik etmiş onca talebe ve icrâcılarla birlikte yürümek, yukarıda tarif ettiğimiz gibi doğru bir metot
                             olacaktır. İlk hocası Kömürcüzâde Hâfız Efendi’nin rahle-i tedrisinde musiki kabiliyetinin keşfedildiğini biliyoruz. Her ne kadar sonrasında
                             saray musikisine dair önemli icrâlar ve ürünler ortaya koyacak olsa da Osmanlı müziğinin temelinde de görüldüğü üzere kendisinin, bir
                             naat icrâsıyla padişaha sunulmuş olması nazariyat meratibinde dikkat etmemiz gereken bir konudur. Buraya şu sözlü tevatürü de eklemek
                             gereklidir ki, Kazasker’in kulak kabiliyetinin daha çocukluk yıllarında Kastamonu’da fark edildiği rivayet edilir. Saraya girmeden önce hat
                             sanatıyla birlikte eş zamanlı olarak musiki konusunda ciddi bir eğitim aldığını, hatta bu dönemde ney üflemeye başladığını dönemin tarihî
                             kaynaklarından öğreniyoruz. Enderûn’da vazifeye başlayana kadar musiki müktesebatı ile alâkalı çok derin bir malumat bulunmuyor. Fakat
                             Enderûn’un kayıt altına alınan resmî hayatı içerisinde Mustafa İzzet’in musikideki tarihî malumatını, hayat hikâyesi kadar detaylı olarak takip
                             edebiliyoruz. 19 yaşında "müzikolojik kabiliyeti dolayısıyla" Enderûn’da yer alabilmiş Mustafa İzzet’in, şahitlik ettiği bu dönem musiki tarihi
                             açısından son derece önemli isimlerle doludur. Hocası Kömürcüzâde Hâfız Efendi, Basmacı Abdi Efendi, Neyzen Said Dede, Numan Ağa,
                             Kemânî Ali Ağa, Hızırağazâde Said Bey gibi Osmanlı müziği içerisinde hakkında mufassal çalışmalar yapılması gereken pek çok önemli
                             isim Kazasker’in birlikte müzik icrâ ettiği kişilerdir. Sadece bu dönemin değil Osmanlı müzik tarihinin en önemli ismi olarak zikredilmesi
                             gereken Hammâmîzâde Derviş İsmail Dede Efendi’nin, Kazasker’in Enderûn’daki yaşça iki kuşak üzerinde bir otorite olarak varlığı, onun
                             musikide nasıl bir döneme şahitlik ettiğini anlamamız açısından tek başına harikulade bir tesadüftür.

                             Şu unutulmamalıdır ki, Osmanlı sarayının sosyal tarihi içerisinde III. Selim ile başlayan ve II. Mahmud ile devam eden bu dönem bir imalat
                             süreci/sahası olarak müzik tarihimiz için en önemli dönemdir. Bu döneme ait musiki hatıraları olarak zikredilebilecek, dönemin önemli tarihî
                             anekdotlarında zaman zaman Kazasker Mustafa İzzet Efendi’ye rastlıyoruz. Bu bilgiler bize, onun musiki sahasındaki keyifli ve devletli





                                                                                                                                                      251
   248   249   250   251   252   253   254   255   256   257   258