Page 99 - ANADOLU SANAYİ DEVRİMİ
P. 99
İlginçtir ki Zaruyan’da bir madende çıkarılan bu üç cins metal, neredeyse bahset-
tiğimiz bu oranda verilmektedir. Altının ağırlığı on dirhem, gümüşün ağırlığı elli
dirhem, bakırın ağırlığı onbeş menndir. Bu yüzden yolculuk esnasında yükte daha
hafif olan altını gümüşe tercih ettiler. Yolculuk esnasında başlarının belaya girebile-
ceği ihtimaliyle ve kurtuluşlarının da az ve hafif olan (değerli şeylerle) olduğunu bil-
diklerinden mücevherlere yöneldiler. Çünkü mücevherlerin hacmi, altınınkine göre
daha azdır. Altının hacmi gümüşünkinden daha azdır. Gümüşün hacmi ise gümüşle
satın alınan eşyadan daha azdır. Bu yüzden onları (mücevherleri) beraberlerinde
bulundurdular, kendilerine yakın tuttular. Fakat belaya uğradıkları zaman çareyi
kılık değiştirmekte buldular ve kendilerini ele vermemeye çalıştılar. Nitekim Ashâb-ı
Kehf, ellerindeki eski gümüş sikkeden dolayı kendilerinde eski hazine olduğu it-
hamıyla karşılaşmışlardı. Çünkü özellikle kralların kullandığı cinsten bir mücev-
her, görünüşü uygun olmayan birinin elinde ise hakkında türlü zanlarda bulunulur.
Mesela bu kişi ya mücevheri çalmıştır, çalan ise aranır ya da gerçekten o kişiye ait
olup, o kişi kılık değiştirmiş önemli biri olabilir. O zaman da takibe alınır. Bazı fa-
ziletli yöneticiler (hükümdarlar), paraları camilerde özel yerlerde biriktiriyorlar, en
güzel mücevherleri alıp, mukaddes yerleri koruyan muhafızlara veya şehri düşman
saldırısından koruyanlara dağıtarak saklıyorlardı. Çünkü Allah’tan korkuyorlardı.
Amellerinin hesabını nasıl vereceklerini düşünüyorlardı. Hulefâ-i Râşidin, onların
yolundan gitmeye çalışan Ömer b. Abdülaziz, pek çok Emevî-Mervanî halifesi ve
birkaç Abbâsî halifesi böyle idi. Çünkü taşıdıkları yükün ağır olduğunu ve çetin bir
imtihan içinde bulunduklarını kabul ediyorlar, yüklerini hafifletmeye çalışıyorlar ve
günah işlemekten sakınıyorlardı.
Hikâye edilir ki Mağrib tarafının en uzak bölgesinde Kâtınî denen bölgede emirlik,
ileri gelenler arasında nöbetleşe yapılıyormuş. Sırası gelen, üç ay yöneticilik yaptıktan
sonra, süresi bitince kendiliğinden görevden çekilir, şükür sadakası verir, sanki boyun-
duruktan kurtulmuş gibi neşe içinde ailesine döner ve işiyle meşgul olurmuş. Çünkü
emirlik ve başkanlık, aslında yönetilenlerin rahat etmeleri için rahatı terk etmektir.
Yönetici, mazlumla zalim arasındaki adaleti sağlayacaktır. Halkın canlarını, ailelerini,
mallarını, kanlarını koruyup kollayacaktır. Korumak için gerekirse savaş tedbirleri
alacaktır. Ayrıca toplum içinde görevli olan her kesimin, yaptıkları işe ve sahip olduk-
ları rütbeye göre mesela mahalle bekçilerinin vb. maaşlarının ödenmesi konusunda da
gerekli tedbirleri alacaktır. Bu maaşlar da zamana göre değişir. Ayrıca her zamanın
kendine mahsus uyulması gereken âdetleri vardır.
Ara
Altın ve gümüş kaplardan su içmek haram kılınmıştır. Çünkü o durumda altın ve
gümüş için yukarıda zikrettiğimiz genel fayda kesilmiş olur. Âyette şeytanın şöyle
98 - ANADOLU SANAYİ DEVRİMİ

