Page 23 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 23
Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET
olduğu beceriyi, mânânın bütününü yakalayabilmek adına hemen hemen her mecrada icrâ etmeyi denemiş yahut denenmesine vesile
olmuş bu insan tipolojisi, kendi zamanının çocuğu olabilmek adına bilme aşamasından ziyade olma hâliyle hâllenmek istemiştir. Bu tespite
kimilerinin, bir insan her şeyde de başarılı olabilir mi, sorusuyla itiraz etmesi muhakkak. Ancak betimlemeye çalıştığımız şey, bundan
tamamıyla farklı bir durumdan ibarettir. Zira bir insan her şeyi mükemmelen icrâ edemeyebilir. Bu zaten eşyanın tabiatına aykırıdır. Fakat
neye istidâdı olduğunu da bilmek için mücadeleyle mükelleftir. Seküler algı bu betimlemeleri ve dolayısıyla ortaya koyduğumuz sorunları
zaten fark etmiş vaziyettedir. Bunu son zamanlarda çokça söylenmeye başlayan ve hatta pek çoğumuzun zaman zaman tuzağına düştüğü
"disiplinler arası diyalog" teorilerinden anlayabiliyoruz. Bildiğinden ibaret ve mücerret insan tipolojisinin bir işe yaramadığı görülünce,
disiplinlerin ve becerilerin birbirleriyle diyalog hâlinde olması gerektiği yukarıda bahsettiğimiz insan tipolojisinin arayışı değil midir? Sözün
bu kadar uzamasının sebebi, anlatacağımız kişinin bütün bu fikrî algılara bir orijin olabilecek özellikte olmasıdır. Başka bir ifadeyle Doğu’nun
insan yaşatma biçimi olarak, müşahhas bir örnek verebileceği önemli isimlerden birisi Kazasker Mustafa İzzet Efendi’dir.
Doğu medeniyetinin yetiştirdiği önemli bir insan tipi olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin hayatını ve vasıflarını nakletmekten önce
lakabına dair bir mülahaza hakkında da iki kelam etmekte fayda var. Bu lakap hususundaki tartışmaları bir kenara bırakarak Mustafa
İzzet Efendi’nin ahvâliyle sizleri buluşturmak isterdik, fakat bazen hikmet ayrıntılarda gizli olabiliyor. Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin
hayatının kaleme alınamamasının zahirî sebeplerinden birisi belki de bu lakap üzerindeki tartışmaların içine girme çekincesi olabilir. O
sebeple bu konuyu kısaca ifade etmekte yarar var. Osmanlı bürokrasisinde askerî bir unvan olan kazaskerlik, Osmanlı Türkçesindeki
yazımıyla şu harflerden müteşekkildir: kaf-elif-dâd-ye-ayn-sin-kef-râ. Yani kelime "kâḍî-asker" şeklinde okunmaktadır. Bazı araştırmacılar
kelimenin "kazasker" şeklinde kullanılmasının uygun olmadığını düşünüyor ve belki de kısmen haklılar. Fakat harf inkılabıyla birlikte dâd
harfinin mevcut alfabemizden kaldırıldığını gözden kaçırması imkânsız olan fikir insanlarımızın "kazasker" kelimesine olan tepkileri o kadar
yüksek ki, meclislerde bu kelimeyi telaffuz etmek dahi mümkün olamayabiliyor. Şunu unutmamak lazım ki, Türkçede asıl olan, kelimelerin
gramer yapısından ziyade zaman içerisinde kazandığı söyleyiş kolaylığıdır. Buna sayısız örnek vermek mümkün. En basitinden "hazret"
kelimesini örneklendirebiliriz. Kelimede "z" ile ifade edilen ses yukarıda olduğu gibi dâd harfiyle yazılmaktadır. Fakat kimsenin "hadret" yahut
"haḍret" dediğini duymamışsınızdır. İki örnekte de görülen dâd harfinin d ve z seslerinin arasında olması gereken bir telaffuzda söylenmesi
gerekirken, kelimeyi "kazasker" şeklinde kullananları eşek sudan gelinceye kadar azarlamak gerçekten anlamsızdır. Bu azarlamayı hak
edenlerin harf inkılabında bu harfi literatürümüzden kaldıranlar olduğunu sizin irfanınızın celaline tevdî ediyorum.
Osmanlı Devleti Enderûn eğitim geleneğinin dürr-i yektâ bir ismi olarak özetlenebilecek Kazasker’in hayat hikâyesinin "Osmanlı’da
aristokrasi var mıydı?", "Osmanlı neden hep devşirme kullandı da Anadolu çocuklarına sahip çıkmadı?" gibi anlamsız pek çok eleştiriye
de bir cevap niteliği taşıdığı muhakkaktır. İstanbul-saray geleneği olarak tarif edebileceğimiz, eşsiz bir insan kaynağı üreten bu dönemin
şahidi olmak bir şans olarak önemliydi ve Mustafa İzzet bunu en iyi kullananlardan biri olarak bizlere çok önemli eserler ve hatıralar bıraktı.
İki kapak arasına derc edilmiş bu satırların yıllar boyunca bir gençliğin evrelerinde gezindiğini, tam 11 yıl sayfalar arasında bu hatıralarla
dolandığını burada zikretmek gerekiyor. Zira Kazasker Mustafa İzzet ile ilgili bugün bu satırların kaleme alınabilmesindeki en önemli
detaylar 2009 yılının Nisan aylarında başlıyor. Geleneksel sanatlara ve Türk musikisine biraz olsun merakı olan birinin bile, Kazasker’in
ismini ve bazı önemli özelliklerini hayranlıkla takip etmemesi imkânsız. Hangi konunun altını deşerseniz Kazasker Mustafa İzzet ile yüz
yüze gelebilirsiniz. Mesela Neyzen Emin Dede’nin Türkiye’deki kayda alınabilmiş tek taksimini dinleseniz arkasından bir Kazasker bestesi
geliyor; şehir dışından gelmiş bir misafirinize Ayasofya’yı ziyaret ettirseniz "Aa bu büyük yazıları kim yazmış böyle acaba?" diyor. Kültürel
dokuya intibâ konusunda bu kadar geniş bir ilgi uyandırabilecek bu önemli kişinin hayatı ve en önemlisi sanatı hakkındaki merak, bir genci
bu yola sürüklemez de ne yapar?
21

