Page 93 - ANADOLU SANAYİ DEVRİMİ
P. 93
getirme! Onu usandırırsın. Devamlı karşı da çıkma! Onu uzaklaştırırsın. Ona karşı
dürüst ol! Koku için suyu kullan!” gibi benzeri tavsiyeler yapılmıştır.
İnsan, cildini temizledikten, vücudun deliklerini ve çukur bölgelerini suyla arındırdık-
tan ve devamlı yıkadıktan sonra tenini mümkün olduğunca daha da güzelleştirebilir.
Işığın yardımıyla görünebilecek çeşitli renklerle süsleyebilir. Cilde beyazlık ve allık
sürebilir. Özellikle aslî veya geçici bir solgunluk varsa. Dişler misvaklanır, göz kapak-
ları ve gözler temizlenir, sürmelenir, duruma göre saçlar boyanır, uzatılır, uçları alınır,
kıllar yolunur, tırnaklar kesilir ve düzeltilir.
Bedenle alâkalı şeylere gelince, birincisi ve en önemlisi kıyafettir. Çünkü bedenle te-
mas halindedir. Bu yüzden temizlenmesi gerekir. En genel ve hoş renk olan beyaz renk
uygundur. Tozların ve dumanın birikmemesi için paklanmalıdır. Vakte ve yaşanılan
coğrafyadaki âdete göre değişik renkler de seçilebilir. Böylece giysiler temiz tutulur ve
ziynet için yaratılan mücevherlere uygun olur.
Ömer b. el-Hattab’a mürüvvetin ne olduğu sorulunca şöyle demiştir: “Giysilerin temiz
olmasıdır.” Bir başkası da “Gözle görülen mürüvvet, giysilerdedir” demiştir. Çünkü
elbisesini temiz tutan, işe bedeniyle başlar. Zira bedenindeki kirler ve pislikler, elbise-
sinin iç tarafına bulaşabilir. Sonra evini ve oturduğu yeri temizler, çünkü elbisesinin
dışını kirletip toza bulandırabilir. Bütün bu temizlikler elbise sayesinde olur.
Temizliğe aykırı hareket eden biri için söylenen şu söz insana yeter: “Ne zenginlik uydu
Ebu’l-Feth’in yüzüne ne de İslâm’ın aydınlık yüzü / Kirli bir elbise, bir sarık, bir beygir,
bir yüz, bir boyun ve bir köle.”
Bu noktada elbise temizliğinin önemi büyük olduğu için ruhun ve kalbin temizliği,
elbisenin, gömleğin ve yakanın temizliği ile ölçülür. Bazı müfessirler “Elbiseni temiz
tut!” (Müddesir 74/4) âyetini “niyetini ve kalbini temiz tut!” diye tefsir etmişlerdir.
Bu yorum muhtemeldir. Âyetin zâhir ve bâtın anlamı, akıl gereğince, güzelliğin en uç
noktasına dairdir. Bu mürüvvetin en alt derecesidir.
Bazıları mürüvveti, baş olma sevdası diye tanımlamışlardır. Çünkü baş olmak ancak tak-
va ve gayretle mümkündür. Ancak bu mürüvvet değil fütüvvettir. Nâbiga şöyle demiştir:
“Nalınları ince, odaları temiz kokuludur / Sebâib günü fesleğenle selâmlanırlar”
Sebâib gününün Şeânin günü olduğu söylenmiştir. Çünkü beyit Gassanlılar için söy-
lenmiştir. Onlar Hristiyan idiler. Fesleğenle, sanki Kudüs’e Mesih’le birlikte giren
insanların ellerindeki zeytin ve limon dalları kastedilmiştir. Bu yorum çok da uzak
değildir. Fakat beyitte kastedilen fesleğenin önemidir. Çölde yolculuk zamanı, yolcular
başkalarının muhtaç olduğu, fakat kendilerinin muhtaç olmadığı şeyle selamlanırlar-
dı. Çölde yanlarında taşıdıkları fesleğen ve sebzeler, kralların ve zenginlerin uğurlu
saydıkları kıymetli eşyalar gibiydi.
92 - ANADOLU SANAYİ DEVRİMİ

