Çizginin hafızayla, hatıranın sanatla buluştuğu bir dünyaya açılan siyah-beyaz resimler, Ressam Yüksel Akman’ın kişisel sergisinde sanatseverlerle buluşmuştur. İstanbul Çemberlitaş’taki Basın Müzesi’nde 17 Ağustos-4 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilen sergiyi ziyaret ederek Ressam, Yazar, Çizer ve Grafiker Yüksel Akman’la sanat yolculuğu, çizgiyle kurduğu ünsiyet ve uzun yıllara yayılan meslek hayatı üzerine hasbihal etmiştik. Elinizdeki Sanatkâr Portresi de işte bu hasbihalin, çizginin izinde geçen bir ömrün ve sanatla yoğrulmuş uzun bir yolculuğun satırlara akseden hâli olmuştur.
Çizgi, kimi zaman bir düşüncenin ilk işareti, kimi zaman bir hikâyenin kapısını aralayan sessiz bir anlatım dili olmuştur. Yüksel Akman da çocukluk yıllarında eline aldığı kalemle bu dilin peşine düşmüş; yıllar içerisinde çizgi romanlardan çocuk kitaplarına, tarihî şahsiyetlerden şehir ve sinema hatıralarına uzanan geniş bir çalışma alanı meydana getirmiştir. Onun sanat serüveni, bir bakıma çizginin kelimeyle, kelimenin hikâyeyle ve hikâyenin hafızayla buluşmasının uzun hikâyesi olmuştur.
İstanbul’da dünyaya gelen Akman, sanat hayatına henüz 13-14 yaşlarındayken başlamıştır. 1970’li yılların ortasında Tay Yayınları’ndan çıkan ve rahmetli üstadı Ressam Ali Recan’ın karakterini yarattığı “Yüzbaşı Volkan” isimli çizgi roman mecmuasında çizim yapmaya başlamıştır. Böylece genç yaşında profesyonel yayıncılık dünyasının içerisine adım atmış, kaleminin imkânlarını çizgi romanın hareketli ve dinamik anlatımı içerisinde geliştirmeye koyulmuştur.
1978 yılına kadar “Yüzbaşı Volkan” çizgi romanına katkılarda bulunmuştur. Ardından 1978-1981 yılları arasında yine Ali Recan’ın kurduğu Alfa Yayınları’nda “Yüzbaşı Volkan ve Kaptan Venüs” adlı çizgi romanlarda çalışmıştır. Üstadının kendisinde bir gelecek görerek ekibine dâhil ettiğini ifade eden Akman, bu dönemde yaklaşık 150 sayıda çizimlere katkıda bulunmuştur.
Çizgiyle Kurulan İlk Bağ
Yüksel Akman’ın sanat hayatında Ali Recan’ın ayrı bir yeri olmuştur. Çizgi romanın Türkiye’deki gelişim dönemlerinden birinde genç bir çizer olarak onun yanında yetişmiş; çizginin sadece resimleme aracı olmadığını, aynı zamanda bir karakteri, bir olay örgüsünü ve bir düşünceyi taşıyan anlatım dili olduğunu burada tecrübe etmiştir.
Yüzbaşı Volkan da bu dönemin önemli çizgi roman karakterlerinden biri olmuştur. Türk Hava Kuvvetleri’nde görevli yüzbaşı rütbeli bir pilot olarak kurgulanan Volkan, barışçıl, insancıl ve uzlaşmacı bir karakter olarak tasarlanmış; ancak vatan söz konusu olduğunda kararlı ve mücadeleci bir kimliğe bürünmüştür. İlk macerası “Kafkas Dağlarında Ölüm” olan karakterin maceralarında Kıbrıs Harekâtı gibi güncel meseleler de işlenmiştir.
Akman’ın çizgiyle kurduğu bu ilk bağ, sonraki yıllarda farklı yayın türleri ve farklı konular üzerinden devam etmiştir. 1981-1984 yılları arasında Tercüman Gazetesi’nde grafiker-ressam olarak görev yapmıştır. Ardından Cağaloğlu’nda açtığı çizim atölyesinde uzun yıllar boyunca çeşitli yayınevleri için çalışmalar hazırlamıştır.
1984-2011 yılları arasında masal, hikâye, boyama ve ders kitaplarını hazırlayıp resimlemiş; çocuk yayıncılığı alanında 4.000’in üzerinde kitap üzerinde çalışmıştır. Bu rakam, onun çizgiyle kurduğu ilişkinin alelade bir sanat uğraşı olmadığını, aynı zamanda uzun soluklu ve disiplinli bir mesaiye dönüştüğünü de göstermiştir. Her yeni kitap, onun için çocukların dünyasına açılan yeni bir pencere olmuştur.
Tarihle Çizginin Buluşması
Akman’ın çalışmalarında zaman içerisinde tarihî şahsiyetler ve tarih anlatısı da önemli bir yer edinmiştir. 2011-2015 yılları arasında Çamlıca Yayıncılık tarafından yayımlanan ve 36 mecmuadan oluşan Osmanlı Sultanlarının hayatlarını çizgi romana uyarlamıştır. Aynı dönemde Türk denizcilerinin hayatlarını da çizgi roman diliyle anlatmıştır.
2016-2023 yılları arasında hazırlayıp çizimlerini yaptığı tarihî çizgi romanlar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Hun İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne, En Kudretli Padişahlar ve En Etkili Kadın Sultanlar, Yunus Emre, Sultan Alparslan ve Sultan Melikşah bu çalışmalardan bazılarıdır.
2023-2024 yıllarında ise ilk ve ortaöğretim çağındaki çocuklara yönelik çalışmalar hazırlayıp çizmiştir. Turgut Reis, Hunlar, Selçuklular, Barbaros Hayreddin, Osman Gazi, Sultan Alparslan ve Deprem Bilgisi Boyama Kitabı adlı çalışmaları Hikâye-Roman olarak Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.
Böylece Akman’ın kaleminden çıkan çizgiler, somut anlamda hikâyeleri görünür kılmakla kalmamış; tarihî şahsiyetleri, olayları ve dönemleri genç okurların dünyasına taşıyan anlatım imkânına dönüşmüştür. Onun çizgi anlayışında tarih, kuru bir bilgi olmaktan çıkarak karakterler, olaylar ve görsel anlatım üzerinden takip edilebilen bir asliyet ve terkip şuuruyla bezeli hikâyeye dönüşmüş; çizgi, hafızanın taşıyıcısı hâline gelmiştir.
Çizgi, Kelime ve Cümle
Yüksel Akman’ın sanat anlayışında çizgi ile kelime birbirinden ayrı düşünülmemiştir. Ona göre çizgi roman, kelimelerin, cümlelerin ve çizimlerin aynı zeminde buluştuğu özel bir anlatım alanı olmuştur. Çizgi ile kelime, tarih boyunca birbirini tamamlayan iki anlatım unsuru olarak varlık göstermiştir.
Bazen çizim kelimenin tamamlayıcısı olmuş, bazen de kelimeler çizimler üzerinden sayfalara aktarılmıştır. Çizim, cümlelerin taşıdığı anlamı görsel olarak tamamlamış; böylece ortaya çıkan eser hem okunmuş hem de seyredilmiştir.
Akman, bu birlikteliği kendi sanat anlayışında da belirgin biçimde ortaya koymuştur. Çizgi, eserin duygusal tonunu ve kompozisyonun ana iskeletini belirlemiş; cümle, görselin ardındaki felsefî düşünceyi aktarmış; kelime ise izleyicide doğrudan zihinsel bir çağrışım ve imge meydana getirmiştir.
Bu bakımdan onun çizgisi seyirlik unsun olmanın ötesine geçerek okunan ve zihinde tamamlanan bu toprakların anlatımının parçası olmuştur.
Kelimelerin Söyleyemediğini Çizgi Anlatmıştır
Akman için sanat, insanın özgürlüğünü, duygularını, hayallerini ve ruh hâlini ifade edebildiği alan olmuştur. Kelimelere dökülemeyenlerin de görsel olarak anlatılabileceğine inanmıştır.
Nitekim, bir önceki cümlemizde ifadesini bulan yaklaşım, uzun sanat hayatının farklı dönemlerinde yaptığı çalışmalarda karşılık bulmuştur. Çizgi roman, çocuk kitapları, tarihî anlatılar ve resim sergileri birbirinden farklı alanlar gibi görünse de hepsinin merkezinde aynı ifade ihtiyacı yer almıştır: Söylenemeyeni, görülemeyeni ve zihinde tasarlananı çizgiyle görünür kılmak!
Akman’ın sanat anlayışında güzellik ve ideal arayışının yanında ifade ve aktarım ihtiyacı da önemli bir yer tutmuştur. Sanatçı, kelimelerle anlatamadığını görsel olarak dışa vurmak istemiş; sanatın aynı zamanda kutlu bir meslek olduğunu ve sanatçının bir taraftan mesajını iletmek, diğer taraftan hayatını idame ettirebilmek için eser ürettiğini de ifade etmiştir. Böylece sanat, onun dünyasında hem içten gelen bir ifade biçimi hem de yıllar boyunca sürdürülen meslek hâline gelmiştir.
Sanat, Estetik ve Eser
Akman’ın sanat düşüncesinde sanat, estetik ve eser birbirini tamamlayan üç temel kavram olarak yer almıştır. Estetiği sanatın dayandığı zemin, sanatı bu zeminde gerçekleşen eylem, eseri ise bütün bu sürecin somut ve kalıcı çıktısı olarak değerlendirmiştir.
Sanatı, insanın duygu, düşünce ve hayal gücünün, akl-ı selim, tab-ı müstakim üretim süreci içerisinde dışa vurumu şeklinde ele almıştır. Estetiği ise sanat ve eser için kılavuz olduğu kadar enfüsî düzleme (iç âleme) doğru özgürleşme alanı olarak görmüştür.
Eser, sanatın müessire işaret eden ifade aracı olmuştur. Böylelikle sanatçının zihnindeki soyut düşüncenin, bir adım öte malzemenin direnci aşılmış ve metafizik ufkundan fizikî dünyaya aktarılmıştır. Böylece tefekkür, çizgi ve malzeme vasıtasıyla görünür hâle gelmiştir. Eser tamamlandığında ise sanatçı ile izleyici arasında yeni bir bağ kurulmuştur. Eser, izleyiciyle buluştuğu anda estetik değer kazanarak; izleyicinin duyduğu haz, beğeni ve eserin uyandırdığı felsefî anlam bu karşılaşmanın parçası olmuştur.
Bu düşünceler, Akman’ın çizgiye yaklaşımını da açıklamıştır. Çünkü onun için çizgi, teknik bir beceri ile birlikte zihindeki fikrin, duygunun, hâsılı hikâyenin görünür hâle gelmesinin vasıtası olmuştur.
Siyah-Beyaz Hafıza
Akman, uzun yıllar boyunca yayın dünyasında sürdürdüğü çalışmaların ardından eserlerini sergi mekânlarında da sanatseverlerle buluşturmuştur. 17 Ağustos-4 Eylül tarihleri arasında İstanbul Çemberlitaş’taki Basın Müzesi’nde gerçekleştirdiği kişisel sergisinde siyah-beyaz çalışmalarını sanatseverlerin beğenisine sunmuştur.
Siyah-Beyaz Nostaljik, İstanbul, Klasik Otomobiller, Sinema Sanatçıları ve Çizgi Roman Kahramanları başlıkları etrafında şekillenen sergi, onun hafızasında yer eden farklı görüntüleri bir araya getirmiştir.
Siyah-beyaz çalışmalarında geçmişe ait görüntüler, şehir hatıraları, otomobiller, sinema sanatçıları ve çizgi roman karakterleri aynı hafıza ikliminde buluşmuştur. Renklerin geri çekildiği bu dünyada çizgi daha fazla söz sahibi olmuş; ışık, gölge ve konturlar üzerinden dönem duygusu kurulmuştur.
Çizginin Uzun Yolculuğu
Yüksel Akman’ın sanat hayatına bakıldığında, çizginin uğrak değil, ömürlük yol arkadaşlığı olduğu görülmüştür. Genç yaşlarda Ali Recan’ın yanında başlayan bu yolculuk, Tay ve Alfa Yayınları’ndan Tercüman Gazetesi’ne, Cağaloğlu’ndaki çizim atölyesinden farklı yayınevlerine, çocuk kitaplarından tarihî çizgi romanlara ve nihayet kişisel sergilere kadar uzanmıştır.
Serhat Yayınevi, Nurdan Yayınları, İnkılap Yayınları, Salan Yayınları, Kocaoluk Yayınları, Mutlu Yayıncılık, Güven Yayın Dağıtım, Polat Kitapçılık, Şenyıldız Yayınları, Milliyet Pazarlama, Başak Yayınları, Bilgeoğuz Yayınları, Babıali Kültür Yayıncılık, Klavuz Yayınları, Kare Yayınları, Yıldız Yayınları, Risale Yayınları, Uğur Yayınları, Tombul Yayınları, Funda Yayınları, Şiir Çocuk Yayınları, Bilka Yayınları, Farklı Yayıncılık, Erdem Yayınları, Beyaz Balina Yayınları, Gülbey Yayınları ve Buhan Yayınları, eserlerinin yayımlandığı yayınevleri arasında yer almıştır.
Bir Türk kahvesi içimlik yahut kısa bir sığınma sahnesi miktarınca misafir olarak gözlemleme imkânı bulduğumuz bu uzun soluklu çalışmanın merkezinde çizgi yer alıyor. Ressam Akman, kimi zaman bir çocuğun elindeki kitapta hikâyeye eşlik etmiş, kimi zaman tarihî bir şahsiyeti yeni nesillerin karşısına taşımış, kimi zaman da siyah-beyaz bir İstanbul görüntüsünde geçmişin izlerini muhafaza etmiştir.
Ressam Yüksel Akman’ın çizgiyle kurduğu ilişki, gençlik yıllarında başladığı içinden çizgiler, renkler ve hayaller geçmekte olan mesleğin zaman içerisinde kökleşerek sanat anlayışına dönüşmesinin hikâyesi olmuştur. O, yıllar boyunca kalemini elinden bırakmamış; kelimelerin yetmediği yerde çizgiyi konuşturmuş, çizginin sustuğu yerde kelimeye ve cümleye alan açmıştır. Böylece sanat hayatı boyunca çizginin imkânlarını farklı mecralarda sınamış; çizgiyi anlatım vasıtası olmanın ötesinde, hafızayı taşıyan ve hayali görünür kılan gönül dili olarak kullanmıştır.
İstanbul’dan İnsana Uzanan Çizgi!
Belki de Yüksel Akman’ın çizgiyle geçen yarım asırlık sanat hayatını en iyi İstanbul’un kendisi anlatmaktadır. Çünkü onun resimlerinde İstanbul tuğla ve taştan mamul şehir olarak değil, sanatkârın ruh hâliyle birlikte yaşayan, hatıraları ve hikâyeleriyle konuşan medeniyet şehri olarak yer almıştır. Boğazın üzerinde mütemadiyen kanat çırpan martılar, Tarihî Yarımada’nın rüzgârı, selâtin camilerinin kubbelerine konan güvercinler; Kızkulesi, Galata Kulesi, şehrin içinden geçen tramvaylar, Sultanahmet Camii ve Ayasofya Camii, onun çizgilerinde mücerret anlamda şehir manzarası olmaktan çıkıp İstanbul’a dair derin bir hissiyatın parçalarına dönüşmüştür. Bu çizgilerin arka planında ise görünenin ötesine uzanan bir düşünce ufku bulunmuştur. Hâsılı, mesele mütemadiyen resmetmek değil; insanı, şehri ve zamanı anlayabilmek, insan olmaya ve insan kalmaya dair sözü çizgiyle söyleyebilmek olmuştur.
Yüksel Akman da ressamlığı, yarım asır boyunca omuzlarında taşıdığı kutlu bir emanet bilmiş; çocukluk yıllarında başlayan bu sanat yolculuğunu, geride bıraktığı elli yılın biriktirdiği tecrübe, hatıra ve sükûnetle sürdürmüştür. Onun çizgisinde İstanbul’a nazar eden bir göz kadar, İstanbul’dan insana ve insanın iç âlemine yönelen bir ruh da kendini hissettirmiştir. Bu itibarla Akman’ın İstanbul tasvirleri, salt şehrin görünür çehresini yansıtan resimler değil; zamanın, hatıranın ve insan ruhunun çizgi istikametinde buluştuğu, sanatkârın iç dünyasından süzülerek kadim şehre armağan edilen derin sanat ve estetik birikiminin akisleridir.
İbrahim Ethem Gören, 23.09.2026 / Yazı No: 517