IRCICA tarafından yayımlanan, Yüksel Yücel’in hazırladığı “A. Süheyl Ünver’in Notlarından Dedesi Hattat Mehmed Şevki Efendi” adlı eser, büyük hattatın hayatını, sanatını ve murakka‘larını günümüz okuyucusuyla buluşturuyor. Aile hatıralarından hususi mektuplara, sanatkârın notlarından yaklaşık beş yüz yazı örneğine uzanan kitap, hat sanatımızın köklü birikimini belgeleyen mühim bir çalışma olarak dikkat çekiyor.
Geleneksel sanatlarımızı hakkıyla tanımanın yollarından biri, bu sanatları asırlardan asırlara taşıyan büyük şahsiyetlerin hayatlarına, yetişme biçimlerine, hocalarıyla münasebetlerine ve geride bıraktıkları eserlere yakından bakmaktır. Zira sanat tarihimiz, yalnızca eserlerin biçim ve estetik özelliklerinden ibaret değildir. Bir sanatkârın kaleminden çıkan harfler kadar o harfleri meydana getiren terbiye, sabır, edep, sadakat ve mesuliyet duygusu da bu tarihin ayrılmaz parçalarıdır.
Türk-İslâm medeniyetinin güzel yazı geleneğinde müstesna mevki sahibi olan Hattat Mehmed Şevki Efendi (1829-1887), bu hakikatin en güzel misallerinden biridir. Sülüs, nesih, celî ve rik‘a yazılarında kendi üslubunu geliştirerek “Şevki Mektebi” adıyla anılan yazı tavrının teşekkülüne öncülük eden büyük sanatkâr, yetiştirdiği talebeler ve geride bıraktığı zengin eser mirasıyla Osmanlı hat sanatının mühim simaları arasında yer alıyor.
IRCICA’nın Ekim 2026’da yayımladığı A. Süheyl Ünver’in Notlarından Dedesi Hattat Mehmed Şevki Efendi adlı kitap, bu büyük hattatın hayatını ve sanatını, torunu A. Süheyl Ünver’in yıllar boyunca tuttuğu notlar üzerinden yeniden okumaya imkân veriyor. Yüksel Yücel’in uzun soluklu araştırmaları neticesinde hazırlanan eser, biyografik malumatı sanat örnekleriyle bir araya getirmesi, farklı koleksiyonlardaki murakka‘ları bir arada sunması ve daha önce yayımlanmamış meşk örneklerini ihtiva etmesi bakımından dikkate değer bir çalışma hüviyeti taşıyor.
Türkçe ve İngilizce olarak yayımlanan kitap, Konya Kitap Fuarı’nda da okuyucularla buluştu. Eserin sayfalarında Mehmed Şevki Efendi’nin tahsili ve sanat anlayışının yanı sıra yazı sanatımızın geleneğinin nasıl korunduğuna, hatıraların nasıl belgelendiğine ve geçmişin emanetlerinin gelecek nesillere hangi gayretlerle aktarılabildiğine dair izler de bulunuyor.
Kastamonu’dan İstanbul’a Uzanan Sanat Yolculuğu
Mehmed Şevki Efendi, 1829 yılında Kastamonu’nun Seydiler köyünde, tüccar Ahmed Ağa ile Nefise Hanım’ın evlâdı olarak dünyaya geldi. Küçük yaşta dayısı Hattat Mehmed Hulûsi Efendi tarafından İstanbul’a getirildi. Şevki Efendi’nin hayatında yeni bir devrin başlangıcı olan bu yolculuk, aynı zamanda onun hat sanatındaki istikbalini şekillendirecek terbiyenin de ilk adımıydı.
Aksaray-Yusufpaşa’daki sıbyan mektebinde tahsil görürken dayısı Mehmed Hulûsi Efendi ve onun damadı Harputlu Hoca İshak Efendi’nin yanında yazı meşk etti. Sülüs, nesih ve rik‘a yazılarında gösterdiği kabiliyet sayesinde henüz on iki yaşındayken icazet almaya muvaffak oldu. Bu erken başarı, onun sanat hayatındaki istidadını ortaya koymakla birlikte, uzun yıllar sürecek gayretli çalışma ve tekâmül yolculuğunun da başlangıcını teşkil ediyordu.
Şevki Efendi’nin yetişmesinde dayısı ve hocası Mehmed Hulûsi Efendi’nin mühim yeri bulunuyordu. Devrin büyük hattatlarından Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin talebesi olması teklif edildiğinde bu teklifi kabul etmeyerek hocasına karşı vefa ve hürmetini muhafaza etmesi, şahsiyetinin sanatından ayrı düşünülemeyeceğini gösteren dikkat çekici bir hadise olarak kaydediliyor.
Mehmed Şevki Efendi, kendisinden önceki üstatların eserlerini dikkatle inceleyerek Hâfız Osman, Yedikuleli Seyyid Abdullah ve Mustafa Râkım Efendi gibi isimlerin yazı tavırlarından istifade etti. Ancak bu istifade, geçmişin örneklerini tekrarlamakla sınırlı kalmadı. Mehmed Şevki Efendi, farklı üstatlardan öğrendiklerini kendi mizacının süzgecinden geçirerek sülüs, nesih, celî ve rik‘a yazılarında kendine mahsus bir üslup geliştirdi. Böylece hat sanatında “Şevki Mektebi” adıyla anılan bir ekolün teşekkülüne zemin hazırladı.
Yüksel Yücel’in hazırladığı kitap, Şevki Efendi’nin hayatını arz ettiğimiz tarihî çerçevede ele alırken onun sanatını yalnızca biyografik bilgilerle anlatmakla yetinmiyor; farklı koleksiyonlarda muhafaza edilen eserlerini, yazı örneklerini, karalamalarını ve murakka‘larını da okuyucunun dikkatine sunuyor. Bu yönüyle çalışma, hattatın sanatını metin üzerinden takip etmenin ötesine geçerek harflerin biçimlenişini ve üslubun gelişimini eserler üzerinden inceleme imkânı sağlıyor.
Kalemi gibi, Ahlâkı da Güzel
Mehmed Şevki Efendi’nin hayatını anlamlı kılan hususlardan biri, sanatkârlığını şahsiyetinden ayırmayan yaşayışıdır. Yüksel Yücel’in araştırmalarında ve eserde yer verilen hatıralarda, onun nezaketi, şefkati, kanaatkârlığı ve ihtiyaç sahiplerine karşı hassasiyeti öne çıkıyor.
Hattatlık mesleğinin yanında resmî vazifelerini de sürdüren Şevki Efendi, Harbiye Nezareti’ndeki Mektûbî-i Seraskerî Odası’nda çalıştı; daha sonra Bayezid’deki Menşe-i Küttâb-ı Askeriye’de rik‘a hocalığı yaptı. Sultan II. Abdülhamid Han devrinde Mekteb-i Şehzâdegân’da hat muallimi olarak da görev aldı. Ömrünün sonuna kadar sürdürdüğü bu vazifeler, onun hem sanatkâr hem de muallim kimliğiyle devrinin kültür hayatında yer tuttuğunu gösteriyor.
Bununla birlikte Şevki Efendi’nin ahlâkını ve sanat anlayışını daha yakından tanımamızı sağlayan en dikkat çekici bilgiler, eserlerinden elde ettiği kazançla ilgili kayıtlarında karşımıza çıkıyor. Yüksel Yücel’in önsözünde aktardığı üzere, Şevki Efendi evinin ihtiyaçlarını resmî vazifesinden aldığı maaşla karşılıyor, hat eserlerinden kazandığı parayı ise ayrı bir deftere kaydediyordu. Bu gelirden ailesinin ihtiyaçları için harcamıyor, yazıdan elde ettiği geliri ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyordu.
Kendisine emanet edilmiş istisnai yazı kabiliyetinin nemalarını ihtiyaç sahiplerine ulaştırma mesuliyetiyle hareket eden hattatın bu tavrı, sanatkârlığının arkasındaki ahlâkî dünyayı da görünür kılıyor. Yazıdan elde edilen kazancı ailesinin ihtiyaçlarında kullanmayan, bunu ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması gereken emanet kabul eden Şevki Efendi’nin hayatı, kalemin güzelliğiyle gönül inceliğinin âlâ keyfiyette nasıl mezcedileceğini günümaz sanatkârlarının irfanına arz ediyor.
Şevki Efendi’nin talebe yetiştirmeye verdiği önem de bu sanat anlayışının tamamlayıcı unsurlarından biri olarak karşımızda duruyor. Hat öğrenmek üzere kendisine gelenleri geri çevirmemesi, talebelerine zaman ayırması ve sanatını aktarmaya gayret etmesi, onun bir üslubun sahibi olmanın ötesinde bir mektebin kurucusu olarak anılmasını açıklıyor. Filibeli Hacı Arif Efendi, Mehmed Fehmi Efendi, Kızanlıklı Mehmed Hulûsi Efendi, Mehmed Şükri Efendi, Ziyaeddin Efendi ve Ferid Bey, yetiştirdiği hattatlar arasında zikrediliyor.
7 Mayıs 1887 tarihinde İstanbul’da vefat eden Mehmed Şevki Efendi, Merkezefendi Kabristanı’nda dayısı ve hocası Hulûsi Efendi’nin yanına defnedildi. Geride bıraktığı eserler ve yetiştirdiği talebeler, onun sanat mirasının sonraki nesillere intikalini sağladı. Bu mirasın aile hafızasında da muhafaza edilmesi, torunu A. Süheyl Ünver’in çalışmalarıyla ayrı bir mahiyet kazandı.
A. Süheyl Ünver’in Notlarından Aile Hafızasına
Mehmed Şevki Efendi’nin hayatına dair malumatın önemli bir bölümü, torunu A. Süheyl Ünver’in tuttuğu notlardan ve yaptığı araştırmalardan geliyor. Hekim, tıp tarihçisi, ressam, hattat, müzehhip, ebrucu ve fotoğraf sanatçısı kimlikleriyle yakın tarihimizin çok yönlü simalarından biri olan Ünver, dedesinin hatırasını yaşatmak ve onun hakkında bilinenleri kayıt altına almak için yıllarca çalıştı.
Süheyl Ünver’in bu gayreti, sıradan aile merakının ötesinde, kültür tarihine karşı duyulan mesuliyetin tezahürü olarak değerlendirilebilir. Dedesiyle ilgili bilgi kırıntılarının kaybolup gitmesine razı olmayan Ünver, onun talebeleriyle, dostlarıyla ve yakınlarıyla görüşerek hatıraları derledi. Aynı konular hakkında farklı zamanlarda yeniden sorular sorması, edindiği bilgileri defterlerine kaydetmesi ve mevcut kayıtlarını sonraki yıllarda da geliştirmesi, araştırmacı titizliğini ortaya koyuyor.
Ünver’in Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi’nde “Süheyl Ünver Dosya 8” kaydı altında bulunan Hayırdır İnşallah başlıklı metni, bu çalışmaların önemli bir bölümünü meydana getiriyor. Ancak dedesinin hayatına dair araştırmaları bu metinle sınırlı kalmadı. Yüksel Yücel’in aktardığı üzere Ünver, yıllar boyunca farklı defterlerinde Mehmed Şevki Efendi hakkında notlar tutmayı sürdürdü.
Bu noktada kitabın önemli bir hususiyeti ortaya çıkıyor: A. Süheyl Ünver’in notları, yalnızca dedesinin hayatına dair bilgileri muhafaza eden şahsî kayıtlar olarak kalmıyor; bir dönemin sanat muhitini, hoca-talebe münasebetlerini, gündelik yaşayışını ve sanatkârların birbirleriyle kurdukları ilişkileri anlamaya da imkân veriyor.
Bir aile ferdinin hatırasından hareketle başlayan araştırmanın zamanla daha geniş bir kültür tarihi çalışmasına dönüşmesi, eserin ana damarlarını teşkil ediyor. Zira sanat tarihine dair pek çok kıymetli bilgi, resmî kayıtların dışında, şahsî defterlerde, mektuplarda, hatıralarda ve sözlü aktarımlarda saklı bulunuyor. Bu malzemenin sabırla araştırılması, tasnif edilmesi ve güvenilir bir yayınla okuyucuya ulaştırılması, geçmişin daha yakından tanınmasına hizmet ediyor.
Yüksel Yücel’in çalışması, Süheyl Ünver’in dedesine duyduğu muhabbeti ve onun hakkında bilgi edinme arzusunu takip ederken bu şahsî hafızayı araştırılabilir bir kaynağa dönüştürüyor. Böylece Mehmed Şevki Efendi’nin sanatkârlığı kadar insanî yönleri, yakınları ve talebeleriyle münasebetleri de daha görünür hâle geliyor.
Defterlerden Mektuplara Uzanan Titiz Araştırma
Eserin hazırlık sürecinde yalnızca Süheyl Ünver’in yayımlanmış yazılarından ve bilinen notlarından istifade edilmemiş olması, çalışmanın kapsamını genişleten hususlardan biri. Yüksel Yücel, Ünver’in metrukâtından kızı Gülbün Mesara’ya intikal eden Resim ve Yazı Terimleri Sözlüğü adlı iki defterdeki kayıtları bu hizmet için Almanya’ya gerçekleştirdiği ziyaretlerde inceleyerek Şevki Efendi’ye dair bilgileri bir araya getirmiş.
Bu defterlerde Hattat Hulûsi Efendi, Sâmî Efendi, Mehmed Şevki Efendi, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Necmeddin Okyay, Hasan Rıza Efendi ve Üsküdarlı Hoca Ali Rıza Bey gibi sanat tarihimizde iz bırakmış isimler hakkında çeşitli malumatlar da bulunuyor. Tasarım gurusu Yücel, bu geniş birikim içerisinden bilhassa Mehmed Şevki Efendi’ye ilişkin notları takip ederek hattatın hayatına ve sanatına dair kayıtları derinleştirmiş.
Araştırmanın bir sonraki safhasında ise Şevki Efendi’nin terekesinde bulunan hususi mektuplar ele alınmış. Arkadaşlarının, talebelerinin ve ihtiyaç sahiplerinin kendisine yazdığı 101 mektubun incelenmesiyle hattatın şahsiyetine, çevresiyle ilişkilerine ve yaşadığı döneme dair yeni ayrıntılara ulaşılması hedeflenmiş.
Mektuplar, yalnızca yazıldıkları meselenin kaydını tutmakla kalmıyor; satır aralarında mektubu kaleme alanın ve muhatabının dünyasına dair ipuçları da barındırıyor. Bu sebeple söz konusu yazışmaların araştırmaya dâhil edilmesi, Mehmed Şevki Efendi’nin hayatını yalnızca sanat eserlerinden hareketle değil, insanî münasebetleri ve şahsî dünyası üzerinden de değerlendirme imkânını genişletiyor.
Kitapta yer alan A. Süheyl Ünver’in Kaleminden Dedem Mehmed Şevki Efendi başlıklı bölüm, bu araştırma çizgisini ortaya koyuyor. Dedem Mehmed Şevki Efendi, Hat Tavrı, Dedemin Balığı, Oklu Besmele, Yetiştirdiği Talebeleri ve Vefatı gibi başlıklar ise Ünver’in notlarında muhafaza edilen hatıraların ve sanat tarihine dair kayıtların farklı yönlerini okuyucunun dikkatine sunuyor.
Bu yönüyle eser, hattatın hayat hikâyesini tamamlamaya çalışan biyografik bir çalışma olmanın ötesine geçiyor. Aile hafızası, sanatkârların şahsî kayıtları ve hususi yazışmalar üzerinden geçmişin kültür ortamına ulaşmayı deneyen araştırmacı bir yaklaşımı temsil ediyor.
500 Eserlik Yazı Albümü
Kitabın en dikkat çekici bölümlerinden biri, Mehmed Şevki Efendi’nin eserlerini bir araya getiren albüm kısmı. Müze, kütüphane ve özel koleksiyonlardan derlenen yaklaşık beş yüz hat levhası, yazı örneği, taslak ve murakka‘ görseli, sanatkârın yazı dünyasını geniş çerçevede incelemeye imkân veriyor.
Bu görsel malzeme arasında sülüs-nesih murakka‘ları, karalamalar, En‘âm nüshaları, cüzler, dua kitapları, hilyeler ve çeşitli yazı örnekleri bulunuyor. Eserlerin farklı koleksiyonlarda muhafaza edilmesi, Şevki Efendi’nin sanat mirasının çeşitli kurum ve şahısların elinde yaşadığını gösterirken kitabın bunları bir arada sunması, araştırmacılar ve koleksiyonerler için de istifadeli bir imkân meydana getiriyor.
Albüm bölümünde Gülbün Mesara Koleksiyonu’nun yanı sıra Sadberk Hanım Müzesi, Sakıp Sabancı Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi ve Katar Millî Kütüphanesi gibi kurumların koleksiyonlarından örneklere yer veriliyor. Ekrem Hakkı Ayverdi Koleksiyonu ile farklı özel koleksiyon ve arşivlerden seçilen eserler de bu zengin görsel birikimi tamamlıyor.
Kitabın muhtevası, yalnızca Mehmed Şevki Efendi’nin yazılarıyla da sınırlı tutulmamış. Şeyh Hamdullah, Hâfız Osman, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Mehmed Hulûsi Efendi, Filibeli Bakkal Ârif Efendi, Sâmî Efendi, Yahyâ Hilmi, Mustafa Râkım Efendi, Mehmed Şefik Bey, Hasan Rıza Efendi ve Beşiktaşlı Hacı Nuri Korman gibi hat sanatına yön vermiş isimlerin eserlerinden örneklere de yer verilmiş. Şevki Efendi’ye ait iki icazetin kitapta bulunması, sanatkârın yetişme sürecine ve hat geleneği içindeki yerine dair görsel malzemeyi tamamlıyor.
Bu örneklerin bir araya getirilmesi, hat sanatının yalnızca tek tek eserler üzerinden değil, farklı sanatkârların yazı tavırları ve birbirleriyle kurdukları üslup ilişkileri üzerinden de okunabilmesine imkân sağlıyor. Mehmed Şevki Efendi’nin kendisinden önceki üstatları nasıl dikkatle incelediği ve kendi üslubunu nasıl geliştirdiği, eserlerin karşılaştırmalı biçimde ele alınmasıyla daha yakından takip edilebiliyor.
Aslî Ebatlarındaki Meşkler ve Murakka’lar
Kitabın hattatlar bakımından hususi bir değer taşıyan yönlerinden biri de Mehmed Şevki Efendi’nin ilk defa yayımlanan müfredat ve mürekkebat meşklerini ihtiva etmesi. Bu örneklerin aslî ölçülerinde basılması, eseri yalnızca sanat tarihine ilgi duyan okuyucular için değil, yazı üzerinde çalışan sanatkârlar ve talebeler için de önemli bir kaynak hâline getiriyor.
Malum olduğu üzere hat sanatında meşk, harflerin biçimini ve birbirleriyle münasebetlerini öğrenmenin ötesinde, yazının ölçülerini ve inceliklerini kavramaya dayanan bir terbiye sürecidir. Harflerin bünyesi, kalem hareketleri, harfler arasındaki nispetler ve kelimelerin terkibi, bu sürecin temel unsurları arasında yer alır. Bu sebeple meşk örneklerinin mümkün olduğu ölçüde aslî ölçülerinde yayımlanması, yazının biçimsel özelliklerinin daha sağlıklı incelenebilmesi bakımından ayrı bir önem taşıyor.
Yüksel Yücel’in önsözünde belirttiği üzere, murakka‘ların tamamı asıl ebadında sunulmuş; diğer levhalar arasında da aslî ölçülerinde yayımlanan örnekler özellikle belirtilmiş. Bu tercih, eserin görsel zenginliğini artırmanın yanı sıra, sanat eserinin fizikî ölçülerini ve yazı karakterini korumaya yönelik yayın anlayışını da ortaya koyuyor.
Kitapta murakka‘ların yanı sıra karalamalara, yazı örneklerine ve yazı şeceresine yer verilmesi, Mehmed Şevki Efendi’nin sanatını farklı yönleriyle inceleme imkânını genişletiyor. Böylece okuyucu, tamamlanmış eserlerin estetik bütünlüğünü görmekle kalmıyor; yazının oluşumuna, meşk geleneğine ve hat sanatının nesiller arasında aktarılmasına dair ipuçlarıyla da karşılaşıyor.
Kitabın Muhtevasıyla Bütünleşen Tasarım Anlayışı
Bir sanat kitabının kıymeti, ihtiva ettiği bilgilerin ve görsellerin zenginliği kadar bunların okuyucuya nasıl sunulduğuyla da yakından ilgilidir. Bilhassa hat sanatı gibi yazının biçim, ölçü, nispet ve terkibinin ön planda bulunduğu bir sahada, tasarımın eserin muhtevasını destekleyen anlayışla ele alınması önem taşır.
Yüksel Yücel’in çalışmasında araştırmacı kimliğiyle kitabın muhtevasını hazırlaması ile tasarım boyutunun da aynı çalışma bütünlüğü içerisinde değerlendirilmesi, üzerinde durulmaya değer bir husustur. Kitap sanatları alanındaki birikimin metnin hazırlanmasına olduğu kadar eserin görsel düzenine de yansıması, sanat kitabının muhtevasıyla sunumu arasındaki münasebeti gündeme getiriyor.
Bilindiği üzere tasarımın yalnızca sayfaları düzenlemekten ibaret olmadığı, eserin mahiyetini kavramayı ve görsel malzemeyi okuyucunun istifadesine uygun biçimde sunmayı da gerektirdiği açıktır. Hat levhalarının, murakka‘ların, meşklerin ve arşiv belgelerinin bir araya getirildiği böyle bir çalışmada metin ile görsel malzemenin dengeli biçimde buluşturulması, eserin bütünlüğü bakımından belirleyici rol üstleniyor.
Özellikle aslî ölçülerinde sunulan murakka‘lar ve ilk defa yayımlanan meşkler, tasarım ile sanat tarihçiliği arasındaki bu münasebeti daha görünür hâle getiriyor. Bir yandan araştırmanın ortaya koyduğu bilgilerin korunması, diğer yandan yazı örneklerinin kendi özellikleriyle görülebilmesi, kitabın hazırlanışında dikkat ve ihtimam gerektiren başlıklar arasında bulunuyor.
Bu bakımdan eser, hat sanatının görsel mirasını okuyucuya ulaştırırken kitabın bir bütün olarak ele alınmasının önemini de hatırlatıyor. Metin, görsel malzeme ve tasarım arasındaki uyum, sanat albümlerinin yalnızca bilgi veren yayınlar değil, aynı zamanda sanat eserlerini incelemeye imkân sağlayan çalışmalar olarak değerlendirilmesine katkıda bulunuyor.
IRCICA’dan Hat Sanatımızın Hafızasına Mühim Katkı
İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) tarafından yayımlanan bu çalışma, geleneksel sanatlarımızın önemli simalarından birini geniş belge ve görsel malzeme eşliğinde ele alması bakımından kurumun yayın faaliyetleri içinde dikkat çekici bir yere sahip.
Kitapta IRCICA Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç’ın takdimi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi, merhum Dr. Hüseyin Gündüz’ün değerlendirmesi ve Yüksel Yücel’in önsözü yer alıyor. Editörlüğünü Prof. Dr. Cengiz Tomar’ın, danışmanlığını Dr. Hüseyin Gündüz’ün üstlendiği çalışmanın proje takibi Said Kasımoğlu tarafından yürütülmüş; İngilizce çevirisi Zeynep Durukal tarafından hazırlanmış.
Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, takdim yazısında hat sanatını yalnızca güzel yazı yazma maharetiyle sınırlamayan bir anlayış ortaya koyuyor. Harflerin ölçüsünün yanı sıra yazanın iç dünyasındaki düzenin ve samimiyetin de önem taşıdığına dikkat çeken Kılıç, büyük hattatların geride bıraktıkları eserlerin yanında yaşayışları, ahlâki meziyetleri ve yetiştirdikleri talebelerle de iz bıraktıklarını ifade ediyor. Mehmed Şevki Efendi’nin hayatı ve eserleri, bu yaklaşımın müşahhas misalleri olarak değerlendiriliyor.
Geçtiğimiz mart ayında garik-i rahmet olan Dr. Hüseyin Gündüz, takdim yazısında eserin farklı koleksiyonlardan bir araya getirilen murakka‘lar, karalamalar, yazı örnekleri ve icazetler bakımından sunduğu zenginliğe dikkat çekiyor. Uzun ve titiz bir çalışma neticesinde hazırlanan kitabın hat sanatıyla uğraşanlara, koleksiyonerlere ve araştırmacılara kaynak teşkil ettiğini belirtiyor.
Yüksel Yücel’in çalışması, Hattat Hâmid Aytaç’ın hayırlı haleflerinden Hattat Hüseyin Gündüz’ün değerlendirmeleri somutlaştıran kapsamlı araştırma ve albüm niteliği taşıyor.
A. Süheyl Ünver’in notlarını, hususi mektupları ve çeşitli koleksiyonlarda muhafaza edilen sanat eserlerini bir araya getiren eser, hat sanatının tarihî birikimini farklı kaynaklar üzerinden takip etmeye imkân veriyor.
Emaneti Geleceğe Taşımak
Hattat Mehmed Şevki Efendi’nin hayatı, sanatkârlığın yalnızca maharet ve estetikle açıklanamayacağını; edep, yazı erdemi, kanaat, paylaşma, Yolcu Sanatkâr Hattat Mahmut Şahin’in son yirmi yılda sanat literatürümüze kazandırdığı “fisebilillah yazı hizmeti” gibi değerlerin de sanat geleneğinin ayrılmaz unsurları arasında bulunduğunu gösteriyor.
Mehmed Şevki Efendi’nin kendi üslubunu geliştirirken önceki üstatların birikiminden istifade etmesi, gıyabında hocasına hürmette kusur etmemesi ve sanatından elde ettiği kazancı ihtiyaç sahiplerine ulaştırması, onun hayatını sanat eserleri kadar dikkat çekici kılan hususlar arasında yer alıyor.
Torunu A. Süheyl Ünver’in yıllar boyunca sürdürdüğü araştırmalar ise bu mirasın aile hafızasında kalıp kaybolmamasını sağladı. Defterlerdeki notların, hatıraların ve mektupların izini süren Yüksel Yücel, söz konusu birikimi geniş bir sanat albümüyle birleştirerek okuyucunun istifadesine sundu.
IRCICA tarafından yayımlanan A. Süheyl Ünver’in Notlarından Dedesi Hattat Mehmed Şevki Efendi adlı eser, bu yönüyle hem büyük bir hattatın hayatını ve sanatını tanıtan hem de kültür mirasının korunmasında arşiv çalışmalarının, titiz araştırmaların ve nitelikli yayıncılığın taşıdığı önemi ortaya koyan bir çalışma olarak değerlendirilmelidir.
Yaklaşık beş yüz yazı örneğini bir araya getiren albüm bölümü, ilk defa yayımlanan müfredat ve mürekkebat meşkleri, aslî ölçülerinde sunulan murakka‘lar ve A. Süheyl Ünver’in notlarından hareketle derlenen biyografik malzeme, kitabın farklı okuyucu gruplarına hitap etmesini sağlıyor. Hattatlar ve hat talebeleri için kaynak, araştırmacılar için belge niteliğinde örnek çalışma, koleksiyonerler ve sanatseverler içinse zengin görsel başvuru eseri olarak öne çıkıyor.
Büyük sanatkârların eserlerini korumak kadar onların hayatlarına, düşüncelerine ve ahlâkî dünyalarına dair izleri de muhafaza etmek gerekiyor. Zira medeniyetimizin hafızası, yalnızca geride bıraktığı eserlerle değil, o eserleri meydana getiren insanların hatıralarıyla da yaşar. Mehmed Şevki Efendi’nin kaleminden çıkan harflerle Süheyl Ünver’in defterlerinde muhafaza ettiği hatıraları aynı eserde buluşturan Yüksel Yücel imzalı bu çalışma, geçmişin emanetini gelecek nesillere ulaştırma gayretinin kıymetli örneğini teşkil ediyor.
İbrahim Ethem Gören, 26.10.2026 / Yazı No: 522