Memleket Kütüphanesi’yle Bir Asırlık Hasbihâl!

Memleket Kütüphanesi’yle Bir Asırlık Hasbihâl!


Ben, Kastamonu’nun hafızasında bir asrı aşan bir yolculuğun sessiz şahidiyim. Hikâyem, 1916 yılında “Milli Kütüphane” adıyla kurulmam için atılan ilk adımlarla başladı. Temellerim atıldı, duvarlarım yükseldi, yarım kaldım; yıllar sonra yeniden inşa edilerek kitaplara, okuyuculara ve şehrin irfan hayatına kapılarımı açtım. Nice valiler, memurlar, kütüphaneciler, hattatlar, araştırmacılar ve kitap sevdalıları geçti önümden. İsmim değişti, vazifem değişti, bir dönem sessizliğe büründüm; fakat hafızamda taşıdığım eserler ve şahit olduğum hikâyeler hiç kaybolmadı. Şimdi gelin, bir zamanların Memleket Kütüphanesi’nden bugünün Yazma Eser Kütüphanesi’ne uzanan bu uzun hikâyeyi benden dinleyin!

Memleket Kütüphanesi
Memleket Kütüphanesi
Memleket Kütüphanesi
Memleket Kütüphanesi
Memleket Kütüphanesi
Önceki slayt
Sonraki slayt

Günümüzdeki Kastamonu Yazma Eser Kütüphanesi’nin çekirdeğini teşkil edecek kütüphanenin kuruluşuyla ilgili çalışmalar, dönemin Kastamonu Valisi Atıf Bey zamanında başladı. Sayın Vali’nin üç yıllık hizmet döneminin ortalarında, 1916 yılında “Milli Kütüphane” adıyla bir kütüphane kurulmasına karar verildi. Hükümet Dairesi bahçesinin Adliye Dairesi tarafındaki üç yüz küsur metrekarelik bölümünde kütüphane binasının yapılması için kollar sıvandı. El ve gönül birliğiyle temellerim kazıldı.

Nemakahû Mehmed Ali
Ancak bu girişim, Birinci Cihan Harbi yıllarına tevafuk etti. Hükümet Dairesi bahçesinde belirmeye başlayan silüetim, öylece yarım kaldı. Bu süreçte şehrimizin hattatlarından Kastamonulu Mehmed Ali Efendi’nin celî ta‘likle kaleme aldığı “Memleket Kütüphanesi” serlevhası da tarihî hikâyemin bir parçası oldu. Mehmed Ali Efendi, yazıyı bizzat yazdığı hâlde teberrüken “nemakahû Mehmed Ali” ketebesini koydu. 1340/1921 tarihli bu serlevha, dönemin Araçlı mermer ustası tarafından, eskilerin tabiriyle hüvesi hüvesine, milimi milimine mermerin müşfik yüzüne hakkedilirken usta, rozet şeklindeki imzasını da dünden bugüne aktarmayı ihmal etmedi.

Aradan altı yıl altı ay geçti. Bu süre içerisinde Kastamonu’dan sırasıyla İbrahim Hakkı Bey, Ahmet Cemal Bey, Mehmet Reşit Paşa, Süleyman Sami Bey, Ali Haydar Bey ve Hamit Bey isimli valiler gelip geçti.

1922 yılının Nisan ayına gelindiğinde, Kastamonu’da temelleri atılmış olan Memleket Kütüphanesi’nin imar ve inşası, dönemin Valisi Refet Bey tarafından yeniden gündeme getirildi. Altı yıl önce çamurla sıvanan duvarlarım yıkıldı ve inşaatıma yeniden başlandı.
Bu süreçte Kastamonu’nun kadim yerel mimarisi inşaatıma rehberlik etti. Tek kat üzerine, dikdörtgen şeklinde, geniş ve yüksek pencereli olarak inşa edilmeye devam ettim. Araç ilçesinden özel olarak siyah renkli taşlar ve mermerler getirildi. Vali Refet Bey, 10 Haziran 1922 tarihinde yayımladığı genelgede, inşaatımın iki-üç aya kadar tamamlanacağını, kitapların ise çevre kütüphanelerden temin edileceğini ifade etti.

Ana yerleşkem yalnızca bir kitap deposu olarak kurgulanmadı. Binam üç bölüm hâlinde tasarlandı. Birinci bölümde kitaplar, ikinci bölümde tarım ürünlerinin toplandığı ziraat müzesi, üçüncü bölümde ise eski eserlerin sergileneceği bir bölüm yer alacaktı.

Vali Refet Bey, Milli Kütüphane işine büyük önem verdi. İnşaatımın bir an önce tamamlanması için kendi başkanlığında bir komisyon dahi kurdu. Aynı yılın Temmuz ayında Kastamonu Sultanisi Tarih Öğretmeni İsmail Hakkı Uzunçarşılı, kütüphanecilik alanındaki tetebbuatını geliştirmek amacıyla kitapların başkenti İstanbul’a gönderildi.

Bütün gayretlerine rağmen Vali Refet Bey binamı tamamlamaya muvaffak olamadı. Araya bu kez dört yıl ile birlikte Süleyman Necmi Selmen ve Ferit Recai Beyler vali olarak girdi.
Nihayet 1926 yılına gelindiğinde, Hüseyin Fatin Güvendiren’in Kastamonu Valiliği döneminde, mezkûr yılın Mart ayında binamın kaba inşaatı tamamlandı. Camekânlarım ve cam dolaplarım Ilgaz ormanlarından getirilen çam keresteleriyle yapılırken camlarım dahi yerli yerine takıldı. Bu süreçte binamın ön tarafına yapılmakta olan taş parmaklıkların inşasına da başlandı; ancak kış ayının gelmesiyle çalışmalar tatil edildi. Bu esnada sipariş edilen kitaplardan 700 liralık kısmının geldiği, kalanının da bayram sonrasında geleceği ilimiz mevkûtesi Açıksöz Gazetesi’nde ilan edildi.

Nihayet, Memleket Kütüphanesi olarak 2 Ocak 1925 Cuma günü yapılan bir törenle kitaplarıma ve okuyucularıma “merhaba” deme fırsatım oldu: Merhaba!

Açılışım da şenlikli oldu. Protokole dâhil memur ve yöneticiler ile büyük bir halk kitlesi Hükümet Dairesi’nin önünde toplandı. Müftü Osman Nuri Efendi’nin gönül diliyle yaptığı duanın ardından, raflarımda o gün için iki bin liralık kitap bulunduğu ve bu sayının kısa zamanda artacağı yerel basına yansıyan haberlerde yer aldı.

Memleket Kütüphanesi
Burada kırk yıl boyunca okuyuculara, araştırmacılara, yazarlara ve entelektüellere mekân oldum. Bu esnada Osman Nuri Efendi’nin nezaretinde, Mehmed Ali ketebeli “Memleket Kütüphanesi” yazım binanın girişine içten dualarla yerleştirildi.

İlimizin irfan ocakları olan Numaniye, Münire ve Yakup Ağa medreseleriyle Halidiye, Merdiye ve Yılanlı Kütüphanesi’ndeki, her biri diğerinden âlâ keyfiyeti hâiz yazmalar ve matbu eserler kütüphaneme taşındı. Böylece raflarım, Kastamonu’nun ilim ve kültür birikimini taşıyan eserlerle doldu.

1964 yılının Ocak ayı gelip çattığında İl Özel İdaresi binasına taşındım. Bu taşınmayla birlikte “Memleket Kütüphanesi” olan ismim “İl Halk Kütüphanesi” olarak değiştirildi. Bir zamanlar raflarımdaki binlerce kitapta okuyucuların göz nuru temaşa edilir, el yazmalarında is mürekkeplerinin zikir sesleri işitilirdi. Gelgelelim binamın yeni görevi lojman olarak tanımlandı. Bu düzenlemede tek katlı binam çift kata dönüştürüldü, orijinal planımdaki yüksek pencereler de çift kata uyarlandı.

Sonraki yıllarda bu kez komşu parselimde faaliyet göstermekte olan Jandarma Alay Komutanlığı’na tahsis edildim. 2002 yılından itibaren bir müddet Resim Müzesi olarak hizmet verdim.

2010 yılına gelindiğinde Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı tesis edildi. Yazma eser kütüphanelerinin alanında uzmanlaşmış birimler olarak etkin şekilde hizmet vermesi; kültür mirası yazma ve eskimez harfli nadir basma eserlerin toplanması, korunması, sağlıklı biçimde geleceğe ulaştırılması ile bilim, kültür ve sanat dünyasının hizmetine sunulması amacıyla faaliyetlerde bulunulmaya başlandı.

Bu süreçte Kastamonu Yazma Eser Kütüphanesi kuruldu. Hem Kastamonu’nun ilk kütüphanesi olmam hem de mimari açıdan yazma eser kütüphanesi hizmetine uygun bir mekân olmam hasebiyle binam Türkiye Yazma Eserler Kurumu’na tahsis edildi. Tefriş ve bakımlarım tamamlandıktan sonra, İl Halk Kütüphanesi’nde muvakkaten götürülen yazma ve eskimez harfli matbu eserlerim ait oldukları yere, bir zamanların Memleket Kütüphanesi’ne, bugünkü adıyla Kastamonu Yazma Eser Kütüphanesi’ne taşındı. Böylece 2013 yılında yeniden hizmete açıldım.

Yaklaşık elli yıl aradan ve geçirdiğim çeşitli badirelerden sonra nihayet özümle yeniden buluştum.

O vuslat, tam yarım asır sonra gerçekleşti. 2010 yılında kurulan müstakil yazma eser kurumsal yapısı bünyesinde, Kastamonu’daki paha biçilmez el yazmaları için en ideal ve özgün mekânın benim binam olduğuna karar verildi. 2011 yılındaki resmî tahsisin ardından tefrişatım, iklimlendirmem ve güvenlik altyapım tamamlandı.

Yazmalar, Levhalar ve Matbu Eserler…
2013 yılında Çobanoğulları’ndan, Candaroğulları’ndan ve Osmanlı Cihan Devleti asırlarından sarkaçlanıp gelen yazma eserlerle ve dahi hat, tezhip, ebru, minyatür ve cilt sanatının en nadide örnekleriyle yeniden buluştum.

Bugün kütüphanemin sergi salonuna adım attığınızda Türkçe, Arapça, Farsça ve Ermenice yazılmış nesih, ta‘lik, sülüs ve kûfî şaheserlerin yanı sıra, İstiklal Marşımızın Anadolu’da ilk kez basıldığı 21 Şubat 1921 tarihli Açıksöz Gazetesi’nin orijinal nüshasıyla karşılaşırsınız.

Tıptan astronomiye, felsefeden edebiyata kadar dijital ortama aktarılmış yüzlerce yıllık el yazmaları ve bölge tarihine ışık tutan zengin vilayet gazeteleri arşiviyle mekânım, geçirdiği bütün badirelerden sonra özüne dönmüş aşılmaz bir hafıza kalesi olarak sanatseverleri ve araştırmacıları selamlıyor.

Bugün Erdal Aslan’ın müdürlük görevini yürüttüğü kütüphanemde din, astroloji, astronomi, matematik, tıp, edebiyat, coğrafya, felsefe ve biyoloji sahalarındaki yüzlerce yazma eserin tamamı dijital ortama aktarılmış durumda. Osmanlıca matbu eserlerin aktarım işlemleri ise devam ediyor.

Araştırmacıların yoğun olarak kullandığı yirmi bir ciltlik Kastamonu Vilayet salnameleri de özellikle dijital ortama aktarıldı. Bünyemde ayrıca yakın tarihimize ışık tutan tarihî, edebî ve kültürel konularda çok sayıda eski harfli gazete ve dergi bulunuyor.

Araştırmacıların, özellikle tarih, edebiyat ve ilahiyat bölümü öğrenci ve hocalarının yoğun olarak talep ettiği bu koleksiyonda Kastamonu Vilayet Gazetesi, Açıksöz Gazetesi, Köroğlu Gazetesi, Serbaz, Çalçene, Traje, Kastamonu Birlik, Gençlik Mecmuası, Zafer, Doğu, Resimli Gazete, Haftada Birgün, Mizan, Nazikter, Şule, İnebolu, Sıra, Türkeli, Haftalık Mecmua, Yeşil Ilgaz, Tosya’da Dilek ve Türkiye gibi, özellikle Kastamonu’da basılıp yayımlanmış eski harfli gazete ve dergiler arz-ı endam ediyor.

Koleksiyonumda 4541 Yazma Eser, 10455 Matbu Nadir Eser ve 111 kitap dışı materyal (ferman, berat, belge vs.) bulunmaktadır. Koleksiyonumdaki eserlerden 18 adedi Müteferrika baskısıdır.

En eski tarihli eserim 1083 yılına aittir ve İbnü’l Heysem’ in Kitabü’l Hey’ e adlı Astronomi üzerine yazdığı eserin istinsahıdır.

Kıbletü'l-küttâb olarak anılan Şeyh Hamdullah’ın öğrencisi Abdullah Kırîmî’ye ait tezhipli Mushaf-ı Şerif ile birlikte Kastamonu için tarihi değeri büyük olan Nasrullah Kadı Camii’nin vakıf kaydı bulunan çok sayıda eser uhdemde bulunmaktadır.

19. yüzyılda bir kadın hattat olarak dikkat çeken ve Kastamonu’nun köklü ailelerinden birine mensup olan Baharzade Zekiye Hanım’ın yazdığı ve bezediği Mushaf da koleksiyonumda önemli bir yere sahiptir.

Hulviyyât-ı Şâhî isimli eserimiz bizzat Candaroğlu İsmâ‘il Bey, Ebu’l-Hasen İsmâ‘il b. İbrâhim b. İsfendiyâr (884/1479)’a ait olması hasebiyle önemli bir yere sahiptir.

El-Cem’u Beyne’l-Fetva Ve’t-Takva isimli eserimiz Said b. Ahmed b. Ebu Bekr El-Hanefi’ye ait olup fıkıh ve tasavvuf konularında özel bir yere sahiptir. 

Koleksiyonumda 47 adet hüsn-i hat levhası bulunmakta olup Mehmed Şevki Efendi, Mustafa İsmet Yesarizade, Emrullah Demirkaya, Mehmed Ali Efendi, Mehmed Hulusi ve Hafız Ali Şükrü gibi hattatların imzaları mevcuttur.

“Kastamonuluların Büyük İlgisine Mazhar Oldum.”
Kelâmın bu yerinde hâfız-ı kütüplerime müşfikâne nazar edelim.
Müftü Osman Nuri Efendi’nin dualarıyla Memleket Kütüphanesi nâmıyla açıldığımda ilk memurum Münir Bey oldu. Münir Bey’den sonra kütüphanecilik hizmetini devralan Hafız Nuri (Fetihçi) Efendi, 1948 yılına kadar hizmette kusur etmedi.

Açıldığım günden itibaren Kastamonuluların büyük ilgisine mazhar oldum. Yoğun talep üzerine kapılarımı 21.00’e kadar açık tuttum. Üçüncü memurum Nasıh Çelenligil oldu. Kırk üç kişinin iştirak ettiği Merkez Kütüphane Memurluğu imtihanını kazanarak göreve başlayan Çelenligil, bu vazifesini 1961 yılında vefatına kadar sürdürdü.

Unutmadan, 1947 yılında kütüphaneme müdürlük kadrosunun tahsis edilmesi üzerine İhsan Ozanoğlu müdür olarak atandı. Bu tarihe kadar kütüphane memurluğu görevini yürütmekte olan Nasıh Çelenligil, zimmetinde kayıtlı bulunan kitapları geldikleri yerlere göre ayrı ayrı defterlere yazdı. Ozanoğlu ile birlikte kütüphanede bulunan kitapların listesini imzaladı. O tarihte içi kitap envanteriyle dolu on altı adet defter kütüphanemde bulunuyordu.

1340/1921 tarihinden 1448/2026 yılına gelinceye kadar, tamı tamına yüz beş yıl boyunca kütüphanemin girişinde kitap sevdalılarını karşılayan Araç mermerine mahkûk “Memleket Kütüphanesi” serlevham üç parçaya ayrıldı.

Hattat Şahin: Serlevhayı Yazmak Üzerimize Vecibedir!
24 Haziran 2026 Çarşamba günü, şehrimizin hattat büyüklerinden Muhiddin Tanır’ın Gümüşlüce Mezarlığı’ndaki mezar kitabesini yerine koymak için şehrimize gelen Hattat Mahmut Şahin, kütüphaneme de uğradı. Üçe bölünmüş hâldeki serlevhamın durumuna muttali olduğunda müdürümüz Erdal Bey’e dönerek: “Biiznillah Hattat Mehmed Ali Bey üstadımızın yolundan giderek serlevhayı yeniden yazmak üzerimize bir nevi vecibedir.” dedi.

12 Ağustos 2026 Çarşamba gününe geldiğimizde Hattat Mahmut Şahin, yol arkadaşları Hezarfen Hasan Derviş ve hizmet sevdalısı Seydi Kurtuluş’la birlikte bu yıl üçüncü kez Kastamonu’ya gelerek tecdiden yazdığı “Memleket Kütüphanesi” yazısını getirdi.

Mahmut Hoca, Hattat Mehmed Ali Efendi’ye rahmet niyazıyla kaleme aldığı yazıyı Hasan Derviş, Üsküp mermerine nakşetti. Mahmut Hoca, “ihsan üzerine ihsan” fehvasınca aynı metni bu kez âharlı kâğıdın müşfik yüzüne yazdı. Talebesi Hasan Derviş de bu yazının ebru tezyinatını üstlendi.

Memleket Kütüphanesi’nden Yazma Eser Kütüphanesi’ne uzanan 110 yıllık hikâye, daha doğrusu vâkıa, Beyyine Sûresi’nin “Fî-hâ kutubun kayyime(tun)/O sahifelerde dosdoğru hükümler vardır” meâlindeki âyet-i celîleyle tamamlandı.

“Hikâyem, Okunmayı ve Anlatılmayı Bekleyen Yeni Sayfalarla Devam Ediyor.”
Ben, bir asrı aşan hikâyemi raflarımda sakladığım kitaplarla, sayfalarımda taşıdığım hatıralarla ve kapımdan girip çıkan ilim, sanat ve kültür insanlarıyla sürdürmeye devam ediyorum. Bir zamanlar “Memleket Kütüphanesi” adıyla Kastamonululara açılan kapılarım, bugün “Kastamonu Yazma Eser Kütüphanesi” olarak aynı emaneti taşımayı sürdürüyor. Duvarlarım değişti, ismim değişti, nice yıllar ve nice insanlar gelip geçti; fakat kitaplara, yazmalara ve geçmişten geleceğe uzanan kültür mirasına sahip çıkma vazifem hiç değişmedi. Şimdi her sayfada yeniden bir hatıraya, her eserde geçmişten gelen hakikat sesine, her ziyaretçide geleceğe uzanan yeni bir hikâyeye kapı aralıyorum. Hasbihâlimiz burada bitiyor; fakat benim hikâyem, raflarımdaki eserler gibi, okunmayı ve anlatılmayı bekleyen yeni sayfalarla devam ediyor.

İbrahim Ethem Gören, 18.08.2026 / Yazı No: 512
 

Öne Çıkan Yazılar

ayasofya camii Mekanlar&Sergiler Fethin Mührü: Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi
Ayasofya, yaklaşık on beş asırlık geçmişiyle yalnızca İstanbul’un değil, dünya medeniyet tarihinin de en müstesna yapılarından biridir.
Mekanlar&Sergiler 31 Temmuz 2026
Tarihimizin Nabzı Ahlat Mekanlar&Sergiler Tarihimizin Nabzı Ahlat’ta Atıyor!
Anadolu'ya giriş kapısının en önemli noktası ve doğu-batı sentezinin muazzam bir kavşak noktası olan Ahlat, gerek coğrafi gerekse tarihi özellikleriyle medeniyet tarihimizin istisnâî bir şehri olarak ön plana çıkmaktadır.
Mekanlar&Sergiler 22 Haziran 2026
ebru sergisi Mekanlar&Sergiler Adıyaman’da “Onaltı Ebru Sergisi” Heyecanı!
Adıyaman, geleneksel İslâm-Türk sanatlarının en zarif şubelerinden ebru sanatının seçkin örneklerine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.
Mekanlar&Sergiler 04 Mayıs 2026