Etkinlikler kapsamında Hezarfen Mesut Dikel’in “Geçmiş’in İzinden” başlıklı Sedef-Metal Oygu Hüsn-i Hat Sergisi de sanatseverlerle buluştu. Selçuklu Cihan Devleti sanatından izler taşıyan eserlerini Ahlat’ın tarihî atmosferinde sergileyen Dikel ile serginin hazırlık sürecini, eserlerini ve ‘Kubbet’ül-İslâm Ahlat’ın sanat yolculuğundaki karşılığını konuştuk.
Anadolu’nun kapılarını Türklere açan Malazgirt Zaferi’nin 955. yıl dönümü, bu yıl Ahlat ve Malazgirt merkezli geniş kapsamlı programlarla anıldı. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı himayelerinde düzenlenen etkinlikler, aynı zamanda Okçular Vakfı tarafından gerçekleştirilen Malazgirt Zaferi anma programlarının 10. yılı olması dolayısıyla ayrı bir anlam taşıdı.
23-25 Ağustos tarihlerinde Bitlis’in Ahlat, 24-26 Ağustos tarihlerinde ise Muş’un Malazgirt ilçesinde gerçekleştirilen programlarda geleneksel sporlardan kültür-sanat etkinliklerine, sergilerden geleneksel sanat uygulamalarına, dinî merasimlerden çocuk etkinliklerine kadar geniş bir içerik yer aldı. Beş gün boyunca devam eden program, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 25 Ağustos’ta Ahlat’ta, 26 Ağustos’ta ise Malazgirt’te katıldığı etkinliklerle tamamlandı.
Malazgirt Zaferi Anma Etkinlikleri’nin kültür-sanat programlarından biri de sanatçı Mesut Dikel’in eserlerini bir araya getiren “Geçmiş’in İzinden” Sedef-Metal Oygu Hüsn-i Hat Sergisi oldu. Sarıçam Belediyesi tarafından gerçekleştirilen sergi, hüsn-i hat ile sedef, ahşap ve metal işçiliğini buluşturan eserleri Ahlat’ın tarihî atmosferinde sanatseverlerle buluşturdu.
Serginin adı, mekânıyla güçlü bir anlam ilişkisi kuruyor. Anadolu Selçuklu tarihinin önemli merkezlerinden Ahlat’ta “Geçmiş’in İzinden” yola çıkmak, yalnızca geçmişe bakmayı değil, yüzyıllar içerisinde oluşmuş sanat birikiminin bugünkü sanatçıların eserlerinde nasıl yaşamaya devam ettiğini görmeyi de mümkün kılıyor.
Hattat-Ressam-Sedefkâr Mesut Dikel ile serginin hazırlık sürecinden eserlerinin hikâyelerine, Selçuklu sanatının çalışmalarındaki izlerinden Ahlat’ın kendisinde uyandırdığı düşüncelere uzanan bir hasbihal gerçekleştirdik.
İbrahim Ethem Gören: Mesut Bey, öncelikle tebrik ediyorum. “Geçmiş’in İzinden” sergisinin hazırlık sürecinden bahseder misiniz?
Mesut Dikel: Sergi teklifi aylar önce Sarıçam Belediye Başkanımız Sayın Bilal Uludağ ve İlçe Kültür Müdürü Sayın Yusuf Delikoca tarafından tarafıma iletildi. Memnuniyetle kabul ettik ve ardından hazırlıklarımıza başladık. Ahlat gibi tarih ve medeniyet umdelerimiz açısından son derece önemli bir şehirde eserlerimizi sergileyecek olmanın sorumluluğuyla hareket ettik.
Hüsn-i Hattan Sedef ve Metal İşçiliğine…
Eserlerinizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz? Sergide hangi çalışmalar yer aldı?
Sergide yer alan eserlerin tasarım ve düzenlemeleri bana ait. Hüsn-i hat eserlerimin yanı sıra sedef, naht ve metal oygu teknikleriyle hazırladığım çalışmalar da Ahlatlıların irfanına arz edildi. Bazı eserlerimde Selçuklu dönemine ait taş işçiliğinden ve bezeme motiflerinden esinlendim. Dolayısıyla sergide farklı malzeme ve teknikler bir araya gelirken bütün eserlerin ortak noktasını geleneksel sanatlarımız oluşturdu.
Her eserin, sanatkârı için ayrı bir hikâyesi vardır. Bu sergide sizin için özel bir yere sahip olan eseri ve hikâyesini dinleyebilir miyiz?
Elbette… Sergideki eserlerden birinin benim için ayrı bir yeri var. Eserin alt desenlerini 22 ayar altın kullanarak zerendûd tekniğiyle hazırladım. Tasarımda Ahlat mezar taşlarının genel yapısından hareket ettim. Kompozisyonda Selçuklu kartalına yer verdim. Ay-yıldız formunun içerisinde ise kûfî yazı neviyle oluşturduğum kalpli “Allah” lafzını sedefle işledim. Eserin üst bölümüne de müsenna sülüsle “Yâ Fettâh” ibaresini yerleştirdim.
Bu eserin benim için ayrıca güzel bir hatırası oldu.
Nedir bu hatıra?
Sayın Devlet Bahçeli eseri beğenerek, henüz sergi açılmadan Ahlat’taki Emir Bayındır Kümbeti’nin ana salonunda sergilenmesini istedi. Bir sanatçı olarak eserimizin böyle tarihî bir mekânda yer alması bizim için memnuniyet ve onur verici oldu.
Ahlat, Kadim Medeniyetimizin Yaşayan Hafızası
“Geçmiş’in İzinden”, İslâm-Türk tarihinin önemli merkezlerinden, Kubbetü’l-İslâm olarak anılan Ahlat’ta sanatseverlerle buluştu. Selçuklu mirasının böylesine güçlü hissedildiği bir şehirde öz sanatlarımızla geçmişin izini sürmek size neler hissettirdi?
Ahlat denildiğinde kendimi yalnızca tarihî bir şehirde değil, kadim bir medeniyetin yaşayan hafızasının içerisinde hissediyorum. Selçuklu taş işçiliği, mezar taşları ve bezeme sanatları burada geçmişten bugüne ulaşan sessiz bir sanat dili gibi karşımıza çıkıyor.
Bir sanatçı olarak yüzyıllar önce bu topraklarda eser veren ustaların izlerini takip etmek beni derinden etkiliyor. Ahlat’ın her taşı bize estetik anlayışımızı, inancımızı ve medeniyet tasavvurumuzu yeniden hatırlatıyor. Geleneksel sanatlarımızın gücünü ve köklü geçmişini burada çok daha yoğun biçimde hissediyorum.
Ahlat’ın atmosferi, sanatın yalnızca güzellik üretmekten ibaret olmadığını, aynı zamanda medeniyet hafızası taşıdığını da gösteriyor. Burada bulunmak bana geçmişimizi muhafaza etmenin yanında bu mirası, özünü kaybetmeden geleceğe taşıma sorumluluğunu da hatırlatıyor.
Sanat, Medeniyetlerin Ruhunu Taşır!
Geleneksel sanatlarımızı geçmişten geleceğe uzanan bir medeniyet hafızası olarak değerlendiriyorsunuz. Bu düşüncenin sizin sanat anlayışınızdaki karşılığı nedir?
İslâm-Türk sanatlarında beni en fazla etkileyen hususlardan biri, sanatın yalnızca güzel olanı üretmekle sınırlı kalmaması; aynı zamanda medeniyetimizin ruhunu taşımasıdır! Hüsn-i hat, tezhip, minyatür, ebru, naht, sedef, ahşap ve taş işçiliği gibi sanatlarımızın her biri büyük kültürel mirasımızın farklı estetik dillerle ifadeleridir. Ahlat ise bu mirasın çok güçlü biçimde hissedildiği nadir şehirlerimizden biridir.
Burada geçmişin “iz”ini sürerken aslında kendi sanat yolculuğumu da yeniden sorguluyorum. Çünkü geçmişi anlamadan geleceğe özgün bir sanat dili bırakmanın mümkün olmadığına inanıyorum. Gelenek bize yalnızca tekrar edilmesi gereken biçimler sunmuyor; aynı zamanda üzerinde düşünmemiz, anlamamız ve kendi zamanımızın diliyle geleceğe taşımamız gereken büyük bir birikim bırakıyor.
Ahlat bana sanatın zamanın ötesine geçebilen en güçlü hafıza biçimlerinden biri olduğunu bir kez daha hatırlattı. Benim için Ahlat, geçmişin izlerinden geleceğin sanatına uzanan çok kıymetli bir ilham kaynağıdır.
Geçmişten Geleceğe Uzanan İz
“Ahlat’ın abidevî mezar taşları, kümbetleri ve Selçuklu döneminden günümüze ulaşan mimari mirası, şehri mutlak anlamda tarihî bir yerleşim yeri olmaktan çıkararak Anadolu’nun kültür hafızasının önemli merkezlerinden biri hâline getiriyor. “Geçmiş’in İzinden” sergisi de bu tarihî çevrede hüsn-i hat, sedef, naht ve metal işçiliğini aynı sanat anlayışı etrafında buluşturuyor.”
Tarih, Sanat ve Estetik Medeniyetlerin Yurdudur!
Mesut Dikel’in öz sanatlarımızın farklı tekniklerini kullanarak hazırladığı eserlerde Selçuklu mirasına yapılan göndermeler, serginin Ahlat’la kurduğu bağı daha da belirginleştirdi. Ahlat mezar taşlarının biçim dünyasından Selçuklu kartalına, kûfî ve sülüs yazı nevilerindeki eserlerden sedef ve zerendûd uygulamalarına kadar farklı uzmanlık alanlarındaki eserler, sanatkâr ecdadımızın sanat birikiminin günümüzdeki yorumlarını Ahlat’a taşıdı.
Malazgirt Zaferi’nin 955. yıl dönümünde Ahlat’ta açılan “Geçmiş’in İzinden”, böylece adının işaret ettiği anlamı da görünür kıldı: Tarih, sanat ve estetik medeniyetlerin yurdudur!
İbrahim Ethem Gören, 27.08.2026 / Yazı No: 513