“Fethin Mührü: Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi”, isimli kitap giriş cümlemizde ifadesini bulan köklü mirası tarihî belgeler, nadir fotoğraflar ve zengin görsel malzeme eşliğinde ele alarak Ayasofya'nın geçmişten günümüze uzanan hikâyesini kapsamlı bir bakış açısıyla okuyucuya sunuyor.
Demirören Yayınları tarafından Yüksel Yücel tarafından hazırlanan eser, büyük boy prestij baskısı, 332 sayfalık hacmi ve 229 görselden oluşan zengin içeriğiyle dikkat çekiyor. Türkçe, İngilizce ve Arapça olmak üzere üç dilde yayımlanan kitap; mimarlık, tarih, sanat tarihi ve kültür araştırmalarıyla ilgilenen okuyucular için önemli bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.
Ayasofya’nın ibadete yeniden açılışının altıncı yıl dönümünde yayımlanan eser, haddizatında mücerret fotoğraf albümü değil; tarihî belgeler, gravürler, hüsn-i hat levhaları, haritalar, çizimler ve arşiv fotoğraflarıyla desteklenen kapsamlı bir kültür sanat yayını…
Ayasofya Özelinde Fotoğraf Diliyle Güçlü Hafıza Köprüsü
Kitabın giriş bölümünde yer alan gravürler, kalem güzeli yazılar, minyatürler ve tarihî tasvirler, okuyucuyu Ayasofya’nın uzun tarih yolculuğuna hazırlarken; Sultan II. Abdülhamid Han döneminde hazırlatılan Yıldız Albümleri’nden seçilen fotoğraflar, Osmanlı Devleti’nin bu eşsiz mabede verdiği önemi gözler önüne seriyor. Eserin dikkat çekici yönlerinden biri de, Fransa’da fotoğrafçılık eğitimi aldıktan sonra İstanbul’u objektifine taşıyan Ali Enis Oza’nın bugüne kadar yayımlanmamış 24 fotoğrafını ilk kez okuyucuyla buluşturması... Böylece Ayasofya Camii’nin XX. yüzyıl başındaki görünümü ile günümüz vaziyeti arasında güçlü bir görsel hafıza köprüsü kuruluyor.
Kitapta yer alan diğer fotoğraflar Ayasofya’nın müze olarak kullanıldığı yıllardan başlayarak, yeniden cami olarak ibadete açılmasının ardından usta fotoğrafçıların objektifinden yansıyan güncel görüntülere kadar geniş bir zaman dilimini kapsıyor. Böylece yapı; Bizans dönemindeki hâlinden Osmanlı devrinde geçirdiği dönüşüme, Cumhuriyet dönemindeki müze sürecinden günümüzdeki konumuna kadar tarihî kronoloji içerisinde ele alınıyor.
Eserde, İstanbul'un fethiyle birlikte Fatih Sultan Mehmed Han’ın Ayasofya’ya gelişi, şükür secdesi, ilk cuma namazı ve ilk hutbe, ayrıntılarıyla anlatılırken, Ayasofya’nın fethin sembolü ve “fethin mührü” hâline geliş süreci de tarihî kaynaklar ışığında değerlendiriliyor. Kitapta Osmanlı Cihan Devleti’nin Ayasofya’ya yaklaşımı, soyut anlamda fethedilmiş bir yapıyı koruma anlayışı zaviyesinden ziyade, payitahtın merkezindeki emaneti ihyâ etme sorumluluğu çerçevesinde ele alınıyor.
Ayasofya’nın Bugünlere Ulaşmasının Ardındaki İrade: Osmanlı Vakıf Sistemi
Kitap, Ayasofya’nın bugünlere ulaşmasının ardındaki koruma iradesini de ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor. Vakıf sistemi sayesinde yürütülen bakım ve onarım faaliyetleri, Mimar Sinan’ın yapıya kazandırdığı statik güçlendirmeler ve farklı dönemlerde gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları, Ayasofya’nın asırlar boyunca ayakta kalmasını sağlayan temel unsurlar arasında gösteriliyor. Yapının kubbesi, mozaikleri, hat levhaları, türbeleri, medresesi, şadırvanı ve külliye unsurları, tarih, sanat ve estetik yönleriyle cihanşümul bir yaklaşımla teşrif mamasına yatırılıyor.
“Kostantiniyye Muhakkak Fethedilecektir.”
Eserin girişinde Fatih Sultan Mehmed Han’ın tuğrasına yer verilirken, celî sülüsle kaleme alınan 1282/1855-1856 tarihli Abdülfettah Efendi ketebeli, “Kostantiniyye muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden emir ne güzel emirdir. Onu fetheden ordu ne güzel ordudur.!” mâlindeki hadis-i şerif, kitabın ana fikrini tamamlayan önemli bir unsur olarak okuyucuyu selâmlıyor! Böylece tarihî metinler ile görsel malzeme birbirini tamamlayan güçlü bir hikâye, daha doğrusu vakıa oluşturuyor.
Kitabın yazarı Yüksel Yücel, önsözünde Ayasofya’nın mimarlık ve sanat tarihi mirasını zengin metinler ve görsel malzeme eşliğinde bir bütün olarak ele aldıklarını ifade ederken, dkuyucunun sayfalar arasında ilerledikçe yalnızca tarihî bilgi edinmekle kalmayacağını, aynı zamanda Ayasofya’nın estetik dünyasına ve medeniyet hafızasına da tanıklık edeceğini belirtiyor.
“Ayasofya İslâm’ın manevi sancağı altında yeniden hayat bulmuştur.”
Esere değer katan en önemli bölümlerden biri de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kaleme aldığı takdim yazısı... Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ayasofya’nın İstanbul’un fethiyle birlikte yeni bir hüviyet kazandığını vurgulayarak şu değerlendirmede bulunuyor: “İstanbul’un fethiyle birlikte Ayasofya-i Kebîr Cami-i Şerîfi, insanlık tarihinin en büyük dönüm noktalarından birine şahitlik etmiş bir mâbed olarak yeni bir hüviyet kazanmıştır. Feth-i Mübîn’den önce harap ve bitap halde olan eser, 29 Mayıs 1453’te Fatih Sultan Mehmet Han ve muzaffer ordusunun İstanbul’u almasıyla birlikte kısa zamanda ihya edilerek, İslâm’ın mânevî sancağı altında yeniden hayat bulmuştur.”
Takdim yazısında Osmanlı medeniyetinin Ayasofya’ya yaklaşımı da tarihî bir perspektifle ele alınıyor: “Tarihî hakikatler açıkça göstermektedir ki; 1204 yılında gerçekleşen IV. Haçlı saldırıları sırasında Ayasofya büyük bir tahribata uğramış; pek çok kıymetli eser yağmalanarak farklı coğrafyalara taşınmıştır. Buna mukabil Osmanlı medeniyeti, Ayasofya’ya emanet şuuru ve vakıf hassasiyetiyle yaklaşmış; bu kadim mabedi asırlar boyunca ihya etmiş, korumuş ve gelecek nesillere ulaştırmıştır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Ayasofya Fetih Ruhunun Abideleşmiş Timsalidir
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ayasofya'nın yalnızca tarihî bir yapı değil, aynı zamanda milletin ortak hafızasını temsil eden sembol olduğuna dikkat çekerek şöyle diyor: “Ayasofya-i Kebîr Camii yalnızca bir ibadet mekânı değil; milletimizin tarih şuurunun, medeniyet iddiasının, inanç kudretinin ve fetih ruhunun abideleşmiş timsalidir.”
Meltem Demirören, kitabın sunuş yazısında Ayasofya’nın tarih boyunca taşıdığı anlamı şu ifadelerle dile getiriyor: “Ayasofya, 1500 yılı aşan yaşıyla sadece bir mabed değil aynı zamanda insanlık tarihinin hafıza merkezidir!
Demirören, eserin hazırlanış gayesini de şu cümlelerle özetliyor: “Demirören Yayınları olarak, 24 Temmuz 2020’de Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi adıyla yeniden ibadete açılan bu paha biçilemez mirasın tarihsel derinliğini ve dinî anlamını gelecek nesillere taşımayı bir sorumluluk olarak üstleniyoruz. Titiz bir araştırma ve zengin bir görsel arşivle hazırladığımız ‘Fethin Mührü: Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi’ başlıklı bu kitabın, ulu mabedin 15 asırlık hafızasına yakışır şekilde kalıcı bir eser olmasını diliyoruz.”
Ayasofya’nın Asırlara Yayılan Hafızası Kayıt Altına Alındı
“Fethin Mührü: Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi” kitabı, zengin görsel içeriği, ilmî yaklaşımı ve özenli tasarımıyla Ayasofya’nın tarihî, mimarî ve kültürel serüvenini tek ciltte bir araya getiriyor.
Sultan II. Abdülhamid Han’ın Yıldız Albümleri’nden Ali Enis Oza’nın ilk kez yayımlanan fotoğraflarına, gravürlerden haritalara, hatlardan minyatürlere ve oradan da güncel fotoğraflara kadar uzanan geniş görsel seçkisiyle eser, Ayasofya’nın asırlara sârî (yayılan) hafızasını uluslararası yayıncılık standartlarında kayıt altına alıyor. Büyük boy tasarımı, üç dilde hazırlanmış metni ve koleksiyon niteliği taşıyan baskısıyla kitap, Ayasofya'nın tarihine, sanatına ve kültürel mirasına ilgi duyan okuyucular için uzun yıllar başvurulabilecek nitelikli bir prestij eser olarak öne çıkıyor.
İbrahim Ethem Gören, 31.07.2026 / Yazı No: 509