Page 179 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 179

Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET








                             Ayverdi ile mütalaa etmiş ve operasyonun yapılması için gerekli bütçeyi de tedarik için
                             çalışmalara başlanmış, nihayetinde Nazif Çelebi isminde bir zâtın bu bütçeyi sağlaması
                             neticesinde tarihî bir olay olarak 28 Ocak 1949 günü havasızlıktan ciddi şekilde deforme
                             olmuş bu yazılar, uzun bir mücadele döneminin sonrasında hiçbir devlet katkısı olmadan
                             hayırseverlerin  yardımlarıyla  tamir  ettirilerek  yerine  asılmıştır.  Sadece  bu  tamiratın  tarihî
                             vesikaları  bir  kitap  olmaya  yetecek  seviyededir.  Bugün  bu  mücadeleyi  veren  büyükler
                             sayesinde Kazasker’in hem şahsının hem de medeniyetimizin şaheserlerini görebilmekteyiz.
                             Bu sebeple vesile olan tarihî eserlerin bekçiliğini üstlenmiş Anıtlar Yüksek Kurulu üyeliği
                             yapmış Nazif Çelebi başta olmak üzere İbnülemin’i ve Ekrem Hakkı Bey’i bir kez daha
                             rahmetle yâd ediyoruz. Ayasofya’nın alâmet-i şahanesi olmuş, dünya sanat tarihine adını
                             kazımış bu eşsiz sanat eserleri yapıldığı ve yerlerine yerleştirildiği andan itibaren yapının
                             misafirlerini şerefle karşılamıştır. Ne hazindir ki tam 86 sene fetih emanetine hizmet etmiş
                             bu şaheserler Cumhuriyet döneminin kötü politikaları yüzünden yok olma tehlikesiyle karşı
                             karşıya kalmıştır. Osmanlı’nın yüzyıllardır devam eden bu kültürünü görmezden gelen bu
                             zihniyet, 2000’li yıllara gelindiğinde bile hâlâ oklarını Ayasofya’nın üzerinden çekmemiş,
                             bu  yapının  yeniden  kiliseye  dönüşmesi  arzularını  yok  edememişlerdir.  2000’li  yıllarda
                             Ayasofya için başlatılan son restorasyonda Yunan uzmanların hâlâ bu levhaların buradan
                             kaldırılması gerektiği düşüncelerini beyan etmeleri acınası bir sanat tarihi düşüncesi olarak
                             not edilmelidir.

                             Ne mutlu ki bütün bu kötü günlerin ardından Danıştay 10. Dairesi Ayasofya'nın müzeye
                             dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etmiş ve yapı
                             aslına rücû etmiştir.

                             Levhaların  tarihî  serencâmı  yanında  sanatı  konusunda  söylenecek  pek  çok  şey  daha
                             olmakla  birlikte  bunu  konu  hakkında  kaleme  alınmış  eski  bir  metni  iktibas  ederek
                             belirtmek daha vefalı olacaktır. Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıf Kayıtlar Müdürü Mahmud
                             Yazır’ın 17.8.1949 tarihli, Selamet dergisine koyulmak üzere kaleme almış olduğu yazısı,
                             Ayasofya levhalarının tarihî ve bediî ehemmiyetini en güzel biçimde tasvir etmiştir. Yazının
                             sonuç bölümünde üstâdın tespitleri ile bu bölümün nihayete ermesi uygundur:
                             "Kadı-asker Mustafa İzzet Efendi


                             ....Yüksek yazı üstâdlarımızın bîtaraf görüşlerine dayanılarak denilebilir ki, o büyük levhalar,
                             Fâtih’in haşmetli önünde taş kesilen Ayasofya’nın kollektif san’at eserlerini İslâm kaleminin
                             önünde secde ettirmiş ve böylece Şark ile Garb İslam, Hristiyan san’atlarının âdetâ bir
                             musareası vücud bulmuş ve o basit levhalar, estetik görüşün hükmünde, gâlib sayılmıştır. Bu itibarla Türkler, Fâtih’in haşmetli kılıncıyla
                             olduğu kadar, Kadı-asker’in bu şehâmetli san’at kalemiyle de iftihar edebilirler!  İşte Kadıasker’in yazı tarihindeki mevki’i... Bazı Hasûd
                             görüşlü gözler, yersiz tenkidlere teşebbüs etmişlerse de onun, yani Kadı-asker’in ekolü içinde feyz almış birçok sanatkârımız kâlen ve
                             kalemen, gerekli beliğ cevabı vermişler..."




                                                                                                                                                      177
   174   175   176   177   178   179   180   181   182   183   184