Page 173 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 173

Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET







                             AYASOFYA’YA NİŞÂNE TAKMAK



                             29 Mayıs 1453 günü kara surları önünde sabırsızlıkla bekleyen, 21 yaşındaki genç Osmanlı padişahı Sultan II. Mehmed, öğlen vaktinde
                             şehre girdi. Bu zaferiyle artık kendisinden Fatih ismiyle bahsedilecek olan ve kendisini Bizans’ın yeni hâkimi olarak tarif eden bu hükümdarın
                             ilk durağı şüphesiz şehrin ve Hristiyan tarihinin simgesi Ayasofya idi. Mabedin yağmalanmasına kesinlikle müsaade etmeyen Sultan, hızla
                             binanın mimarî unsurlarını dikkatlice incelemiş ve yapının acil olarak camiye çevrilmesi fermanını vermişti. Bu tarihten itibaren hem ferman
                             ile hem de kurulan vakfiyeler ile Ayasofya Camii bir kılıç hakkı olarak İslamî tezyinatla donatılmış ve önemli bir İslam mabedi olarak tarihteki
                             yerini almıştır. Osmanlı tarihinin pek çok önemli vakıasına şahitlik etmiş bu yapılar topluluğu, bulunduğu alandaki kendisinden sonra inşa
                             edilmiş bütün İslam mimarîsi örneklerinin yanında asaletiyle bir adım önde olmuştur.


                             Bir yapının İslam mimarisiyle alâkalandırılabilecek en önemli unsurları şüphesiz tezyinat ve dekorasyon özellikleridir. Ayasofya da fetihten
                             itibaren zaman içerisinde dönemin İslam sanatları zevkine uygun bir şekilde, kendisinden önceki dinin ve tarihî unsurların sanat tarihi
                             açısından pek alışık olmadığımız biçimde şiddetle korunmasıyla bezenmiştir. Daha önce Teknecizâde İbrahim Efendi’nin, kubbenin dört
                             sütunu için nakşettiği büyük dörtgen altı levha uzun yıllar Ayasofya’nın mabed olmasına bir alâmet-i fârika olarak arz-ı endâm etmiştir. 1688   Ayasofya Camii,
                                                                                                                                                  Hünkar Mahfili
                             yılında vefat ettiği düşünüldüğünde Teknecizâde’nin bu levhalarının en az 200 seneye yakın bir zaman Ayasofya’da kaldığı söylenebilir. Arşiv   kitabesi, 1264.
                             belgelerine göre 3 Mart 1847 tarihinde uzun yıllar bakıma alınmamış bu yorgun binanın can bulması için Sultan Abdülmecid emir vermiştir.
                             Yapılan ihale ile bu önemli tarihî vazife ünlü İsviçreli mimar
                             kardeşler  olan  Gaspare  ve  Giuseppe  Fossati’ye  verilmiştir.
                             800’ü  aşkın  kişinin  iş  gücüyle  ve  caminin  bir  müddet
                             ibadete  kapatılmasıyla  gerçekleştirilen  bu  derinlikli  tadilat
                             çalışmalarında bütçelerin yetmediği ve  onarım faaliyetlerinin
                             devam etmesi için yeni vakıflar tahsis edildiğine bakılırsa, bu
                             restorasyonun  bizzat  kendisi  bir  çalışma  konusudur.  Fakat
                             konumuzu ilgilendirmesi bakımından bu restorasyonun bizim
                             için en önemli vakıası, Mustafa İzzet’in cami için tasarladığı
                             ve  uyguladığı  eşsiz  yazılardır.  Onun  Ayasofya  levhaları  ve
                             bunların tarih içerisindeki anekdotları yüzlerce sayfa yer tutar.

                             Cami  kubbesinde  bulunan  Nûr  Sûresi  istifiyle  altı  adet
                             Hulefâ-yı  Râşidîn  ve  Hasaneyn  Efendilerimizin  isimlerinin
                             yazılı  olduğu  levhalar,  yazıldığı  tarihten  itibaren  günümüze
                             kadar  daha  büyük  çaplı  bir  yazı  yazılmadığından,  hâlen
                             dünyanın  en  büyük  hat  eserleri  kabul  edilmektedir.  Her
                             ne  kadar  son  zamanlarda  bazı  İslam  devletlerinin,  büyük
                             projelere endüstriyel yolla imal edilmiş bazı sanatsal olmayan
                             İsm-i Celâl örnekleri gözümüzü tırmalasa da bunların hiçbir
                             tanesinin sanatsal kıymetinin olmaması, Ayasofya levhalarının
                             şaheserliğine halel getirememiştir.





                                                                                                                                                      171
   168   169   170   171   172   173   174   175   176   177   178