1937 yılında Erzincan’ın Refahiye ilçesinde doğan ve tamamen kendi kendini yetiştirerek (autodidakt) uluslararası bir vizyon inşa eden sanatçı; seramik, cam ve kâğıt gibi insanlık tarihinin en kadim malzemelerini modern birer sanat nesnesine ve performans unsuruna dönüştürmesiyle tanınıyor.
Köklü’nün sanat kronolojisi incelendiğinde, onun sadece nesneler üreten bir zanaatkâr değil, aynı zamanda felsefî altyapısı güçlü bir düşünür ve cemiyetimizin müşterek belleğine iz bırakan istisnai kabiliyetleri hâiz hezarfen şahsiyet olduğu açıkça görülmektedir.
Ateşteki Şeffaflık Yahut Cam ve Seramik Devrimi!
Köklü'nün sanat yolculuğunda 1960'lı yıllar, cam ve seramiğin geleneksel formlarından sıyrılarak “Fantastik” bir kimliğe büründüğü döneme işaret etmektedir. İstanbul Şehir Galerisi’nde açtığı “Camda Renk Cenneti” ve Paşabahçe Beyoğlu mağazasında gerçekleştirdiği “Çağdaş İlk Türk Cam Sergisi”, Türkiye'de camın endüstriyel malzemeden öte, mücerret (soyut) ve sanat imgesi olarak kabul görmesinde öncü rol oynamıştır. Sanatçının “ışık ve renk geçiren” ilk Türk porselenini şehre armağan etmesi, onun malzeme mühendisliği ile estetik algıyı birleştirmedeki ustalığını ifade etmektedir.
Almanya ve İtalya (özellikle Fransaa) yılları, sanatkârın uluslararası arenadaki rüştünü ispat ettiği ve sınır ötesi etkileşimlerle sanatını beslediği dönemler olarak karşımızda durmaktadır.
Sanat Taşınamaz mı?
1970'li yıllarda Stuttgart'ta gerçekleştirdiği ve “Sanat taşınamaz mı?” sorusundan yola çıkan “Fantastik Moda Defileleri”, sanatçının heykel ve seramiği statik mekânlardan çıkarıp yaşayan, hareket eden ve insan bedeniyle bütünleşen bir performansa dönüştürme arzusunu yansıtmaktadır. Sözün bu yerinde bir hüküm cümlesi kuralım: Bu yaklaşım, döneminin çok ötesinde bir avangard duruşun ifadesidir!
Kâğıdın Kadim Hafızası ve Özgün Teknikler
1980’li yıllardan itibaren Remzi Köklü’nün sanat odağına yeni bir malzeme daha eklenir: El yapımı sanat kâğıtları. Anadolu Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi gibi köklü kurumlarda kurduğu laboratuvar düzeyindeki cam fırınları ve kâğıt atölyeleri, onun bilgisini genç nesillere aktarma misyonunun parçasıdır. Sanatkâr, geleneksel çinko-lito baskılardan kendi geliştirdiği özgün tekniklere kadar kâğıdı bir zemin olmaktan çıkarıp, eserin ana gövdesi haline getirmiştir.
Eserlerindeki kimi görsellerin sağ sütununda yer alan arkaik, mitolojik ve piktografik semboller, haddizatında Anadolu’nun derin geçmişine ve cihanşümul insanlık mirasına saygı duruşu yahut el öpme merasimidir.
Köklü Usta’nın kimi eserlerindeki doğrusal formlar, figüratif soyutlamalar ve doğaçlama ritimler, izleyiciyi modern çağın kaotik karmaşasından çekip enfüsî âleme (içe) doğru bir yolculuğa çıkarmaktadır.
Toplumsal Kimlik, Pedagoji ve Retrospektif Miras
Köklü, sanatı fildişi kulelerinden indirip sokağa, çocuklara ve dezavantajlı gruplara taşımayı görev bilmesiyle de gönüllere dokunmayı başarmıştır. Marmara Depremi yararına çocuklarla gerçekleştirdiği “Hayat Projesi” ebru sergileriyle ve Darülaceze Rehabilitasyon Bölümü’ndeki kâğıt ve mozaik çalışmalarıyla sanatıyla bu toprakların insanına hizmet etmiştir.
Geri dönüştürülmüş malzemelerle, sıvı bir cam fırınını taş kömürüyle yakarak imkânsızlıklar içinde sanatsal başarılar üretmesi şüphesiz onun estetik dehasının ve azminin simgesi olmuştur.
Remzi Köklü’nün retrospektif çizgisi, gelenek ile avangardı, zanaat ile felsefeyi, yerel ile evrenseli tek bir potada eriten bir büyük ustanın öyküsüdür. Halen İstanbul ve Yalova’daki atölyelerinde üretmeye devam eden sanatçı, arkasında sadece binlerce nadide eser değil, aynı zamanda malzemeye saygı duymayı öğrenmiş yüzlerce öğrenci ve dönüşüme uğramış bir Türk cam-seramik sanatı tarihi bırakmaktadır.
İzleyicilerin, onun 14 Haziran 2026 Çarşamba gününe kadar İznik Arkeoloji Müzesi’nde her biri diğerinden âlâ keyfiyeti hâiz çalışmaları karşısında gayriihtiyari olarak hissedeceği hayranlık, malzemenin ateşle ve akılla buluştuğu o mukaddes ânâ; “Kûn fe yekûn/ol der ve olur”a duyulan hayranlığın tâ kendisidir.
Remzi Köklü: Cam, Seramik ve Kâğıt Sanatkârı
1937 yılında Erzincan'da doğan usta, İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarında Katip Çelebi İlkokulu'na gitmiştir. Bu okulda resim ve matematik alanlarında oldukça başarılı olmasına rağmen, öğretmeninin yaptığı resimler için "kopya çekiyorsun" diyerek yeteneğini fark edememesinden ötürü derin bir üzüntü duymaktadır.
1945'li yılların İstanbul'undaki yokluk ve savaş dönemi şartlarında, ailesinin maddi imkânsızlıkları nedeniyle "dünyada geçerli bir meslek" olacağını düşünerek matbaacılık alanına yönelmiştir.
Almanya'daki Stuttgart Güzel Sanatlar Akademisi'nin seramik bölümünde misafir olarak bulunmuş; hayatı boyunca kendi kendine camı ve kâğıdı tanımaya çalışmıştır. Türkiye'de cam ve kâğıt kültürünün gelişmesine öncülük ederek yüzün üzerinde sergi gerçekleştirmiş, Almanya'da ise kendisine "Onur Sanatçısı" unvanı verilmiştir.
İstanbul Teknik Üniversitesi ve Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi gibi kurumlarda cam ve seramik atölyelerinin, fırınlarının kurulması için altyapı hazırlamış ve projeler geliştirmiştir.
İbrahim Ethem Gören 08.06.2026 / Yazı No: 502