Talebesi Hattat Sare Çizmecioğlu’nun ifadeleriyle reisü’l-hattâtîn Hasan Çelebi, işte bu zümreye mensup müstesna bir zattır. O, zahiren bir yıl önce kaybedilmiş bir hoca değil; sözleri, nasihatleri, hatıraları ve eserleriyle hâlâ talebelerinin yanında yaşayan bir kalem mürşididir.
Demirden Leblebileri Yumuşatan Üstad!
Sare Hanım’ın tasvirinde Hasan Çelebi, “demirden leblebileri yumuşatan, kıtalar arası köprüler kuran, sanatı ve talebeleriyle meşrikten mağribe uzanan bir üstad” olarak tebarüz ediyor.
İş bu tarif ve tavsif yalnızca bir sanatkârı değil, aynı zamanda hocası Hamid Bey eliyle Şeyh Hamdullah’a uzanan kutlu yazı mektebini, dolayısıyla irfan zincirini ve Hz. Ali’nin hattatlara müteveccih işaret ettiği ruh terbiyesini de işaret ediyor. Zira onun satırlara dizdiği harfler, talebesinin ifadesiyle yüzünü görmekle eş değerdir; müşfik çehresi, mütebessim bakışları ve hissettirdiği baba şefkati, yazılarında dahi hissedilen bir mânevî hâl taşımaktadır.
Tevazu ile Yoğrulmuş Bir Hayat
Hasan Çelebi’nin şahsiyetini tek kelimeyle hulâsa etmek gerekirse bu kelime hiç şaphesiz “tevazu”dur. Kendini Allah’ın aciz bir kulu ve Kur’ân-ı Kerîm’in hizmetkârı olarak telakkî eden bir hattattan bahsediyoruz. Hatta kendi ifadesiyle, “kul olmak açısından henüz yolun başında” olduğunu söyleyecek kadar nefsini geri çeken bir ahlâk timsalini konuşuyoruz/yazıyoruz. Bu samimiyet ve içtenlik, onu Erzurum’un Oltu köyünden çıkarıp son iki asırda cihan çapında bir hat okulunun merkezi hâline getirmiştir.
Öğrencisinin diliyle, asrın hattatları onun billur çeşmesinden sular içmiş, fidanlar büyümüş ve o büyük çınarın dalları doğudan batıya kadar sürgünler vermiştir. Hattat-müellif Sare Çizmecioğlu’nun bu ifadesi, yalnızca estetik bir mecaz değil; onun yetiştirdiği yüzlerce talebenin dünyanın dört bir yanında hat sanatını ihyâ edişinin hakiki bir tasviridir.
Hâli ve Kâli Mutabık Mektep Adamı
Sare Çizmecioğlu’nun anlatımlarında dikkat çeken en mühim hususlardan biri, üstadın hâli ile kâlinin birbiriyle tam bir mutabakat halinde olmasıdır.
Bilen bilir! O, yalnızca yazıyı öğretmez; yazının ahlâkını, edebini ve ruhunu da telkin ederdi. Talebelerini meşgul oldukları sanatın kaynağı ilahî olduğu için meleklerle mukayese eder; “Melekler semada Allah’ın âyetlerini yazıyor, sizler yeryüzünde yazıyorsunuz. Başardığınızı küçümsemeyin; ahlâkınızın meleklerle mutabık olmasına gayret edin,” diyerek sanat ile ahlâk arasındaki kopmaz rabıtayı hatırlatırdı.
Ona göre hattat; hedef sahibi, mütevazı, nazik, hakka ve hukuka riayet eden, öğrendiklerini hüvesi hüvesine isteyen herkese aktaran bir şahsiyet olmalıydı. Tenkit karşısındaki tavrı ise kemâl yolunun anahtarıydı: Sanatça üstün olanın tenkidi ders olarak kabul edilmelidir.
Kaleme Yaslanan Ruh!
Hasan Çelebi’nin dünyasında hat, kutlu bir meslektir. O yazı mesleğini omuzların üzerinde taşınması gereken ulvî bir gaye olarak görüyordu. “Sabah kalemi elimize almadan hayat bulamayız; en azından bir harf meşk edilmelidir” sözleri, onun yazıya yüklediği varlık değerini açıkça ortaya koymaktadır.
Medeniyetimizde kalemin yüceliğini sıkça vurgulayan üstad, hattatın içindeki güzelliğin kâğıt, kalem ve mürekkep vasıtasıyla zikre dönüşerek dışarıya yansıdığını ve bunun bir ruh terbiyesi olduğunu ifade ederdi.
Bu bakış, onun duygu ve düşünce dünyasının bitamamiha hat sanatıyla yoğrulduğunu; yazıyı yalnızca estetik bir faaliyet alanı değil, iç âlemin tezahürü olarak gördüğünü göstermektedir.
Klasik Emanetin Muhafızı
Hasan Çelebi, Osmanlı Cihan Devleti’nden günümüz Türkiye’sine sarkaçlanan hat sanatı geleneğinin müstahkem bir muhafızıydı. Çağdaş yorumlara bütünüyle karşı olmamakla birlikte, tercihini daima klasik üsluptan yana kullanırdı. Bunun sebebini ise şu sözlerle izah ederdi: “Bizim sırtımıza bırakılan bu klasik emaneti hıyanet etmeden yerine teslim etmemiz gerekir. Bin senedir hat sanatında aynı ölçüler kullanılmaktadır.”
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü alırken sarf ettiği, “Mazide emeği geçmiş olanlara vekâleten, muasırlarıma asaleten ve nesl-i cedîde niyabeten bu ödülü kabul ediyorum,” cümlesi, onun kendini geleneğin mütevazı bir halkası olarak gördüğünü en veciz şekilde ortaya koymaktadır.
Cihan Çapında Hüsn-i Hat Serüveni
Üstadın yazıları yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmamış; yurt içinde 53, yurt dışında 24 camide yer bulmuş, ayrıca birçok caminin yazıları onun eliyle ihya edilmiştir. İstanbul’da Beyazıt, Hırka-i Şerif ve Sultanahmet camileri; Bursa’da Cem Sultan Türbesi; Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi Camii gibi mekânlar onun kaleminin izlerini taşıyan mabetlerden birkaçıdır. Bu keyfiyet, hat sanatını kıtalar arası bir köprü hâline getiren misyonunun da açık bir tezahürü olarak okunmalıdır.
1982’de 30 eserle açtığı ilk sergide kaleminden neş’et eden levhaların sarayın bir parçası zannedilmesi ve kendi tabiriyle “serginin güme gitmesi” dahi onun sanat yolculuğunda bir dönüm noktası olmuş; sonraki yıllarda uluslararası sergiler, yarışmalar ve icazet merasimleriyle hem hat sanatı İstanbul merkezli bir cazibe odağına dönüşmüş hem de o, cihanşümul bir üstad olarak temayüz etmiştir.
En Büyük Eseri: Talebeleri
Sare Çizmecioğlu’nun ifadelerine göre Hasan Çelebi için asıl eser, kitâbeler, kubbe ve kuşak yazılarıyla aharlı kâğıtlara geçirilen levhalar değil; âtiye bırakılan talebelerdir. Nitekim “Benim en büyük eserim yetiştirdiğim öğrencilerimdir,” sözü, onun sanat telakkîsinin merkezinde insan yetiştirmenin bulunduğunu göstermektedir.
Yetmiş yıla yakın yazı tedrisatı hayatı boyunca Anadolu’nun edep ve irfanını, üstatlarından aldığı yazı terbiyesiyle yeni nesillere aktarmış; satırlara yazılan güzelliği sadırlara nakşetmeyi gaye edinmiştir.
Kadın Hattatlara Bakışı ve Mushaf Projesi
Üstadın dikkat çeken yönlerinden biri de kadın hattatlara dair teşvik edici yaklaşımıdır. İlk yıllarda hanımların meşguliyetlerini nazar-ı dikkate alarak zorluğu dile getirse de zamanla, “Hanımdan hattat olmaz fikri karşısında beni yalancı çıkardınız” diyerek talebelerinin gayretinden memnuniyetini ifade etmiştir.
Büyük Çamlıca Camii için başlatılan el yazması Kur’ân-ı Kerîm projesinde otuz altı kadın hattatın Mushaf kitâbeti etrafında toplanması, onun sanat anlayışındaki kuşatıcılığı ve ufuk genişliğini gösteren mühim bir teşebbüs olarak karşımızda duruyor.
Hoca’dan Öte Bir Baba
Sare Çizmecioğlu’nun anlatımında belki de en dokunaklı husus, Hasan Çelebi ile talebeleri arasındaki münasebetin hoca-talebe ilişkisinden ziyade baba-evlat yakınlığı taşımasıdır. Çizmecioğlu’nun yirmi altı yıl süren yazı öğrenimi sürecinde Hasan Hoca talebelerinin kimi şımarıklıklarına dahi tahammül eden, yazının durumundan talebenin ruh hâlini okuyabilen, gerektiğinde bir psikolog gibi tahliller yapan hakikatli gönül insanı olarak tanımlanıyor. Telefonla, sohbetle, hatta gözyaşıyla talebelerinin her hâline ortak olan bir rehberden söz ediyoruz.
Hasan Çelebi’nin çarşamba günleri talebesinin galerisine gelerek vakit geçirmesi, yazıyı yalnızca ders saatlerine hapseden bir hocalıktan ziyade, hayatın tamamına yayan bir mürşid olma halinin tezahürüdür.
Satırlarda Yaşayan Miras
Netice itibarıyla Sare Çizmecioğlu’nun nezdinde Hasan Çelebi; eserleri, hatıraları, karakteri ve baba kimliğiyle hüsn-i hat âleminde yaşamaya devam ediyor!
O, kültür karakışının yaşandığı zaman diliminde unutulmaya yüz tutmuş bir sanatı yeniden ihya ederek yüzlerce, hatta binlerce temsilcisi olan bir çınara dönüştürmüş; Mekke’de nâzil olan kelâmı İstanbul’da en güzel şekilde yazma ülküsünü bir taraftan satırlara, diğer taraftan da biiznillah sadırlara nakşetmiştir.
Bugün onun kabri başında yapılan dualar, meşk edilen harfler ve yetişen yeni nesil hattatlar, reisü’l-hattâtîn Hasan Çelebi’nin aslında irtihal etmediğini; yalnızca kalemini talebelerinin ellerine emanet ederek görünmeyen bir meşke devam ettiğini göstermektedir!
Hattat Hasan Çelebi
(1937–2025)
1937 yılında Erzurum’un Oltu kazasına bağlı İnci köyünde dünyaya gelen Hasan Çelebi, çocukluk yıllarında gönlüne düşen Kur’ân ve yazı muhabbetini ömrünün son demine kadar muhafaza eden bir yazı üstadıdır. Onun hayatı, kamış kalemin aharlı kâğıtla kurduğu kutlu münasebetin altmış yılı aşan sükûnetli ve bereketli seferinden ibarettir.
1956’da Üsküdar Mihrimah Sultan Camii’nde müezzin vekilliğiyle başlayan hizmet hayatı, imamet vazifesiyle devam etmiş; 1986’daki emekliliğine kadar mâbed merkezli bir ömür sürmüştür. Bu yıllar, onun hem din hizmetiyle hem de hüsn-i hatla mânevî kemâlâta doğru yürüdüğü müstesna zaman dilimleridir. Zira hat, onun nazarında mücerret anlamda sanat olmanın ötesinde, kelâm-ı ilâhîye hürmetkâr bir kulluk vecibesidir.
Hat sanatına 1964’te Mustafa Halim Özyazıcı’dan nesih meşkiyle başlayan Çelebi, hocasının vefatının ardından Hâmid Aytaç ile sülüs meşk ederek yoluna devam etmiş, Kemal Batanay’dan ta‘lik öğrenerek nesta’lik vadisinde Hulusi Efendi eliyle Sami Efendi’ye ulaşmıştır.
1971’de sülüs-nesih, 1980’de ise ta‘lik icazeti alarak yazı yolculuğunu icazetle tahkim etmiştir.
Ömrünün büyük kısmını İstanbul’un kadîm yazı ikliminde geçiren Hasan Çelebi’nin ketebesi, başta Sultanahmet, Hırka-i Şerif, Beyazıt ve Büyük Çamlıca camileri olmak üzere pek çok mâbedin kubbe, kuşak ve mimari unsurlarında okunmaktadır.
Yalnızca Türkiye’deki ibadethanelere değil; Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî yazılarının restorasyonuna da hizmeti sebkat etmiş, iki yıllık gayretin neticesinde Kuba Mescidi’nin bin beş yüz metreyi bulan yazılarını kaleme almaya muvaffak kılınmıştır.
1976’dan itibaren talebe yetiştirmeye başlayan üstad, yurt içi ve yurt dışından yüzü aşkın talebeye icazet vermiş; böylece İngiltere’den Malezya’ya uzanan geniş bir coğrafyada Çelebi Mektebi’ni teşekkül ettirmiştir.
2011 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldüğünde sarf ettiği “Geçmiş ustalarım adına vekâleten, yaşayan hattatlar adına asaleten, gelecek hattatlar için niyâbeten kabul ediyorum” sözleri, onun geleneğe bağlılık ve tevazu merkezli sanat telakkisini hulâsa eden zarif bir beyan olmuştur.
Atatürk Üniversitesi tarafından fahri doktora ile taltif edilmesi ve İran Hoşnüvisân Encümeni Yüksek Şurası’na onur üyesi seçilmesi, sanatının milletler üstü tesirini göstermektedir.
Hasan Çelebi’nin asıl mükâfatı unvanlar ve ödüller değil; dünyanın dört bir yanında milimi milimine meşk edilen harfler ve yazı ilmini sadaka-i câriye kılan talebeleridir.
Hattat Sare Çizmecioğlu
6 Kasım 1966 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Anadolu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ön lisans mezunudur. Hüsn-i hat eğitimine 1994 yılında Hattat Müşerref Çelebi ile başlamış, 1999 yılından itibaren Hattat Hasan Çelebi ile sülüs ve nesih meşkine devam etmiştir. 2008 yılında, Kazasker Mustafa İzzet Efendi’yi takliden yazdığı kıt’a ile icazet almıştır.
2007 yılında IRCICA tarafından düzenlenen 7. Milletlerarası Hat Yarışması’nda nesih dalında teşvik ödülüne lâyık görülmüştür. Edebî alanda da çalışmalar yapmış; hikâye ve denemeleri Karabatak dergisinde yayımlanmıştır. İlk kitabı Ayın Parlak Zamanı, 2016 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından hatıra dalında ödüllendirilmiştir. Evli ve üç çocuk annesidir.
Katıldığı Sergiler
2007 yılında Talebelerinden Öğrencilerine Uluslararası Hat Sergisi; 2008’de Vefatının 26. Yılı Münasebetiyle Hattat Hamit Aytaç’ı Anma Sergisi (İstanbul) ve Hüsn-i Hat Eserleri Sergisi (Bülent Ecevit Kültür Merkezi, Kartal); 2010 yılında Uluslararası Kadın Hattatlar Sempozyumu Hat Sergisi (CRR), Hasan Çelebi ve Dört Kıtadan Talebeleri Uluslararası Hat Sergisi (Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi) ve Kadın Hattatlar Sergisi (Fatih Belediyesi); 2011’de Hasan Çelebi ve Talebeleri Hat Sergisi – “Kâğıda Akan Damlalar” (Derinlikler Sanat Galerisi, Nişantaşı); 2012’de Bir Demet Dua (CRR); 2013’te All Arts İstanbul (İstanbul Kongre Merkezi); 2017’de Nûr-u Nisâ Sergisi (Mehmet Akif Ersoy Sanat Merkezi, Pendik) ve Kalemin Secdesi (Albaraka Sanat Galerisi); 2025 yılında Sadakat Sergisi ve 2026 yılında ise Hasan Çelebi’yi Anma Sergisi 2026 (İslâm Medeniyetleri Müzesi-Çamlıca.)
İbrahim Ethem Gören, 23.02.2026 / Yazı No: 488