Zeytinburnu, Aralık 2025
Zeytinburnu’nun tarihle emeğin, dünden bugüne aktarılan asliyetle terkip şuurunun buluştuğu semtlerinden birinde, kapısı sanat ve estetiğe açılan mütevazı bir atölye var. Burada yalnızca mürekkebin, daha doğrusu kamış kalemin zikir sesi işitilmiyor, aynı zamanda ebru yapılıyor, murakkaa gerilen yazılar bezeniyor, bu uğrakta hurufât ebrularla yeni bir keyfiyete bürünürken, Latin harflerinin bünyeleri kaligrafiyle terbiye ediliyor! Burada aynı zamanda medeniyet idrakinin mütemadiyen diri tutulması gibi bir mefkûre üzerine fikir teâtisinde (alışverişinde) de bulunuluyor. Sanatkâr ecdadımızın asırlara sârî kültür-sanat vizyonuna temel teşkil eden sırların esrarının araştırıldığı bu atölyede, aslen Doğu Türkistanlı Hezarfen Hasan Derviş’in sanat yolculuğu, geleneğin bugüne nasıl taşınabileceğine dair sahici bir örnek olarak karşımızda duruyor. Siyah duvarlardaki yazılar, aharlı kağıtların üzerindeki sülüs ve nesih satırlar; masalarda sanatkârın terbiye ettiği boyalarla hazırlanmış ebrular; köşede ise yine kendi elinden çıkmış çerçeveler…
Yâ Vedûd!
Hasan Derviş’in atölyesi, geleneksel İslâm-Türk sanatlarının birbirini besleyip durduğu bütüncül bir sanat iklimini yansıtıyor. Günün sonunda sülüs, nesih, celî dîvâni, ta’lik, kûfi-mâkılî, tuğra nevilerindeki onlarca çalışma, Zeytinburnu’ndaki atölyede el ele tutuşarak hafî bir zikri dillendiriyor: Yâ Vedûd!
Yâ Kahhâr!
Sanatkâr Hasan Derviş, Hocası Mahmut Şahin misali “yolcu sanatkâr” denmeye sezâ bir karakter. Zira bir gün Etnospor Kültür Festivali’nde kıl çadırlarda ebru yaparken diğer bir gün Türkiye tanıtım programı kapsamında Meksikalı gençlerin eline kaligrafi kalemi tutuşturuyor. Başka bir gün Doğu Türkistan’da kuru ekmeği ırmak sularında yumuşatarak taam eden hemşehrilerini hüsn-i hat sanatının müşfik yüzüyle tanıştırıyor: Yâ Kahhâr!
Hezarfenlik: Bütüncül Bir Sanat Ahlâkı
Onun için hattat, ebrucu, ebru tezyinat ustası, ressam ve kaligraf dedik. Bunlarla da yetinmeyip eserlerinin çerçevesini dahi kendi yapan Hasan Derviş için çok yönlülük bir tercih değil, zaruret. Nitekim muhatabımıza göre sanat, parçalı değil, bütüncül bir idrak istiyor. “Bir eseri meydana getiren unsurlar, merkezin edebine tâbidir,” cümlesini kurarken, geleneğin kadim anlayışına işaret ediyor. Son cümlemizde ifadesini bulan yaklaşım, geleneksel İslam-Türk sanat mahfillerinde sıklıkla vurgulanan “aslı koruyarak ihya” yahut Münevver-Kaya Üçer Hocaların tabiriyle “gelenek gelecektir” anlayışıyla da hüvesi hüvesine örtüşüyor.
Sanatın Sabır ve Derinlik Cephelerini Tahkim!
Hezarfen dedik! Derviş’in hezarfenliği, modern zamanların haz, hız ve tüketim alışkanlıklarına karşı, sanatın sabır ve derinlik cephelerini tahkim ediyor!
Hasan Derviş: Sanat insanın Kendini Terbiye Etme Uğraşıdır
Hezarfen Hasan Derviş’e göre sanat, güzel bir netice üretmekten önce insanın kendini terbiye etme sürecidir.
Estetik, göze hitap eden bir süs değil; niyet, ahlâk ve istikametle şekillenen bir idrak biçimidir.
Sanat, sanatkârın iç dünyasında tesis ettiği düzenin dışa yansımasıdır; iç âlem dağınıksa eser de dağılır!
Çizgi ve Renk
Derviş nezdinde çizgi ve renk, yalnızca şeklî (biçimsel) unsurlar değil, insanın ruh hâlini ele veren göstergelerdir. Yazı merkezdedir; tezhip, ebru, kat’ı, çini, minyatür gibi unsurlar bu merkeze hizmet eder. Ebru ve tezyinat yazıyı gölgelemek için değil, onun âvâzını ötelere, ötelerin ötesine ulaştırmak için vardır. Bu noktada estetik, âhenk (ölçü) ve denge üzerine kurulur; haddini aşan her unsur kenara çekilir! Bu tefekkürle sanat, bir “yapma” fiili (eylemi) değil, bir “olma” hâlidir. Geleneğe yaslanan fakat bugüne konuşan bu estetik duruş, sabır, çok çalışma, ustaya saygı, esere hürmet ve istikametle yoğrulmuş bir sanat ahlâkını esas alır.
Hezarfen Hasan Derviş’in sanat telakkîsinde çizgi ve renk, yalnızca estetik unsurlar değil; insanın enfüsî âlemine (iç yolculuğuna) eşlik eden irfanî işaretlerdir. Çizgi, onun nezdinde seyr ü sülûkün kâğıt üzerindeki izdüşümüdür. Bir müddet sonra kalemin hareketi, sanatkârın bahsettiğimiz iç âlemindeki istikrarın, sabrın ve teslimiyetin ezkârını dillendirmeye başlar. Eğrilen çizgi, nefsin taşkınlığına; dengeli ve mutedil çizgi ise nefsin terbiye edilmiş hâline işaret eder. Bu sebeple çizgi, gösterişe değil, tevazua çağırır.
Yazı Yahut Kelâmın Sûrete Bürünen Hali
Hasan Derviş için yazı, kelâmın sûrete bürünmüş hâlidir. Harfler mücerret anlamda okunmaz; yeri geldiğinde hâl ile tefekkür edilir. Çizginin ölçüsü, ruhun istikametine bağlıdır. Bu noktada gönül evi dağınıksa çizgi savrulur; kalp mutmain olmuşsa çizgi istikametini bulur. Bu mânâda çizgi, “haddini bilme”nin görsel ifadesidir. Tasavvufî geleneğin temel unsurlarından biri olan edep, Derviş’in çizgisinde belirleyici bir vasıf olarak tecelli eder.
Renk ise onun sanat anlayışında cezbeden değil, sükûnet veren bir unsurdur. Ebru ve tezyinatta kullanılan renkler, nefsin arzularını kışkırtmak için değil, kalbî dinginliğe çağırmak için vardır. Rengin geri çekilmesi, yazının hakikatine alan açar. Bu anlayış, tasavvufta “fenâ” hâlini hatırlatır: Renk, kendi varlığından vazgeçtikçe yazı görünür hâle gelir.
Ebru sanatında renk ve su arasındaki münasebet, Hasan Derviş’e derin bir tasavvufî mecra sunar. Su, burada mutlak iradeyi; boya ise kulun niyetini temsil eder. Boya suya bırakılır, zorlanmaz. Çünkü zorlanan boya dağılır, sabreden boya ise yerini bulur! Bu hâl, Ebrucu Babaoğlu’nun “ebruda teslimiyet olmadan kemâl olmaz” telâkkîsinin sanat dilindeki karşılığıdır. Sanatkâr suya hükmetmez; suyla hemhâl olur!
Netice itibarıyla Hasan Derviş’in sanatında çizgi, istikameti; renk ise teslimiyeti temsil eder. Çizgi nefsi terbiye ederken, renk gönlü, letâifleri (iç âlemdeki yıldızları) yumuşatır. İkisi de merkezin edebine tâbi olduğunda, eser bir gösteri nesnesi olmaktan çıkar; zikre dönüşür. Böylece çizgi susar, renk geri çekilir ve sanat, hakikatin kapısını aralayan bir şâhitliğe dönüşür.
Meşk ile Yoğrulan İstikrar
Şimdiki zamanda, 2026 yılının Ramazan-ı Şerif ayı için hazırlığını yaptığı 40 eserden müteşekkil solo sergisinin temrinleri bağlamında “Müstakim ol Hazret-i Allah utandırmaz seni” ibaresini yazmakla meşgul olan Hasan Derviş’in sanat serüveninin merkezinde meşk var.
18 yıldır Hattat Mahmut Şahin’den hüsn-i hat meşk eden Derviş için bu süreç, yalnızca yazının tekâmülü değil, aynı zamanda ahlâkın ve istikametin inşâı… Çünkü hocası ona harflerin ölçüsü kadar tefekkürün, susmanın, yeri geldiğinde beklemenin ve tekrarın da görülmeyen bir muallim olduğunu öğretmiştir.
Heyhat!
Hasan Derviş nezdinde meşk, mücerret anlamda hocanın dizinin dibinde geçen vakitten ibaret değildir. Ya nedir? Meşk, insanın kendini tamir ve terbiye etme şuurudur. Heyhat! Zeytinburnu’ndan Âsitane’nin tüm sanat mekteplerine ve oradan da Urumçi’ye ve Kaşgar’a kadar uzayıp giden bu anlayış, klasik sanatlarımızın yüzyıllar boyunca ayakta kalmasının temel sebebi değil mi?
Doğu Türkistan’dan İstanbul’a Taşınan Hafıza
Aslen Doğu Türkistanlı olan Hasan Derviş, sanatına yalnızca ferdî tekâmülü değil, Türkistan coğrafyasının hafızasını da taşıyor. Eserlerinde zaman zaman sükûta, çoğu zamanda turkuvaz renklere bürünen bu hafıza ölçülü bir cesaret formuna bürünerek izleyicinin karşısına çıkıyor!
Söz Allah’a Verilir!
İstanbul’da, bilhassa Zeytinburnu gibi geleneğin hâlâ soluk alıp verdiği bir semtte üretmek, onun için tarih ile bugünü aynı masada buluşturmak kadar kutlu bir iş. “Söz Allah’a verilir” fehvasınca sorumluluklarını yerine getirmenin heyecanı içerisinde bulunan Hezarfen Derviş’i, Üstad’ın, “Laf var ki laftır, laf var ki iştir. İş var ki laftır. Bize iş kadrosunda laf, hamle çapında iş lazım” hüküm cümlesi tanımlıyor. Bu noktada Derviş’in atölyesi, Anadolu irfanından beslenen medeniyet şuurunun canlı bir misaline dönüşüyor.
Ebru ve Tezyinat: Suyun ve Bezemenin Dili
Hasan Derviş için ebru, suya hükmetme sanatı değil, boyaların ebru teknesinde raksetmesi ise hiç değil! Ona göre ebru, içinden derin tefekkürler geçen suyu dinleme ameliyesidir! Çünkü malum olduğu üzere boyaların tekne üzerindeki seyri, sanatkârın niyetini ele verir.
Yazının Önünü Açıyor!
Tezyinat anlayışında yazıyı merkeze alan, onu gölgede bırakmayan bir denge unsuru yakalayan sanatçı ebru ve süslemede yazının (âvazının) önünü açıyor!
Çerçeve: Hududu Bilmek
Sanatkârın kendi çerçevesini yapması, eserin hududunu biiznillah bizzat tayin etmesinden başka bir şey değil! Hasan Derviş’e göre çerçeve, eserin son cümlesi. Ne bir cm eksik ne de fazla… Bu ölçü hassasiyeti haddizatında klasik sanatlarımızın en temel umdelerinden biri değil mi?
Geleneğin Yarınlara Açılan Veçhesi!
Zeytinburnu’ndaki bu atölyede ortaya çıkan her eser, geleneğin, bugüne dair söyleyecek sözü olduğunu bir kez daha günümüz insanının irfanına arz ediyor.
Gelenek Gelecektir!
“Gelenek gelecektir! dedik. Bu meyanda o, ne geçmişe takılı kalan bir nostalji ne de köksüz bir yenilik arayışı içerisinde!
Hasan Derviş’in is mürekkebinin eksilmediği ellerinin, avuçlarının içinden geçen estetik yolculuğu, geleneği, anlayarak sürdürmenin ve yaşararak yarınlara taşımanın mümkün olduğunu gösteriyor.
Kuveyt Türk Katılım Bankası’nın kültür-sanat portalında yer alan bu söyleşi-portre vesilesiyle görüyoruz ki; mürekkep (yazı) hâlâ konuşuyor, su (tekne) hâlâ sabrediyor ve eser, müstakim ellerde, zamanın ötesine, ötelerin ötesine geçmeye devam ediyor!
İbrahim Ethem Gören, 31.12.2025/Yazı No: 480
Fotoğraflar: Halit Bozkuş