Müessesenin “Mutlu Et Mutlu Ol” anlayışı doğrultusunda yıllardır devam ettirdiği Geleneksel İslâm Türk Sanatları sergileri, bu yıl “Sabrın Nakşı” serlevhası altında sanatseverlerle buluştu. Sabrın Nakşı ismi, başlı başına asliyet ve terkip şuuru… Zira sabır, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölüm Prof. Dr. Faruk Taşkale’nin mülahazalarıyla sanatın hamurudur; nakış ise o sabrın görünür hâlidir.
Tezhip, Kalemişi ve Katı’ Sanatlarının Başyapıtları
Holdingin, 18 Şubat Çarşamba günü düzenlediği STK iftarında “Sabrın Nakşı” sergisini birlikte ziyaret ettiğimiz esnada yol arkadaşlarım Hattat Mahmut Şahin’e ve Hezarfen Hasan Derviş’e müteveccih şöyle bir hüküm cümlesi kurdum: Sabrın Nakşı, tezhip, kalem işi ve katı‘ sanatlarının başyapıtlarını bünyesinde barındırıyor.
Açılışı, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mehmet Tütüncü’nün ev sahipliğinde gerçekleşen sanat etkinliğinde Tütüncü’nün ifadeleri, serginin yalnız bir sanat etkinliği değil; aynı zamanda kurumsal bir kültür ve medeniyet tasavvurunun tezahürü olduğunu ortaya koyuyor.
Konuşmasında Ramazan-ı Şerif ayının birlik, paylaşma ve tefekkür çağrısını sanat aracılığıyla çoğaltmayı hedeflediklerini vurgulayan Tütüncü; tezhipte sabrın estetik bir disipline, katı‘da kâğıdın sabırla oyularak bir hazineye, kalem işinde ise kökü Orta Asya’ya uzanan bir gelenek zincirine dönüştüğünü ifade etti.
52 Eserlik Bir İrfan Atlası
Küratörlüğünü E. Esra Göncüoğlu’nun üstlendiği sergide 52 eser yer alırken, katı‘ sanatçısı Dürdane Ünver ve Safiye Morçay; tezhip sanatçısı Mamure Öz; mimar-nakkaş M. Semih İrteş ile tezhip ve kalem işi sanatçısı Sevgi İrteş, farklı teknik ve üslupları aynı tema etrafında buluşturuyor.
Sergide muhtelif yazı nevileriyle kamış kalemden neş’en eden hilye-i şerîfeler, âyet-i kerîmeler, hadis-i şerifler, dualar ve şiirler, hakikatli tezhip sanatkârlarının elinde günümüz estetiğine yön verirken katı‘ ile minyatürün müşterek kompozisyonları bakmasını bilenleri öz sanatlarımızın gülşenine götürüyor.
Şemse tasarımlarından Tuğra formunda Kelime-i Tevhid’e; Âmene’r-Resûlü (Bakara 2/285-286) levhasından Esmâü’l-Hüsnâ terkiblerine; “Gel Gör Beni Aşk Neyledi” gibi irfan nefeslerinden “Tanbûrî Cemil Bey ve Tanburu”na uzanan geniş muhteva, geleneğin kültürel hafızasını kuşatıyor.
Hüsn-i Hattın Ustalarıyla Müşerref Levhalar
Sergideki eserler, çağımızın mümtaz hattatlarının imzalarıyla daha da kıymetleniyor. Efdalüddin Kılıç, Said Abuzeroğlu, Hüseyin Kutlu, Kerim Erbili, Betül Topbaş, Davut Bektaş, Fuat Başar, Ferhat Kurlu ve Fatih Yıldız’ın yazıları; tezhip, katı‘ ve kalem işiyle adeta bir terkip hâlinde sunuluyor. Merhum Fevzi Günüç ise bu sergide hatırası ve imzasıyla yâd ediliyor.
Rik‘a, sülüs, celî sülüs, ta‘lik, muhakkak, kûfî, tuğra ve müsennâ yazı formlarının bir araya geldiği levhalar; hattan yalnız estetik değil, metafizik bir idrak alanı olduğunu da hatırlatıyor.
Kurumsal Hafızadan Medeniyet Tasavvuruna
İkinci hüküm cümlemize gelince… Yıldız Holding’in Ramazan sergileri artık bir takvim etkinliğinin ötesine geçmiş durumda. Çamlıca Kampüsü’nde yıl boyunca açık tutulan kalıcı sergiler, Türkiye’nin farklı şehirlerinde düzenlenen kültür-sanat organizasyonları ve koleksiyon eserlerinin kamuya açılması; özel sektörün kültürel mirasa katkısının somut örnekleri arasında yer alıyor. “Sabrın Nakşı”, bu zincirin son halkası olarak, sabrı hem sanatın hem hayatın merkezine yerleştiriyor. Zira hattat müzehhip Abdullah Aydemir’in tezhipte altın varak sabırla serilir; katı‘da bıçak sabırla yürür; kalem işinde motif sabırla çoğalır. Hâsılı, sabır olmadan ne nakış olur ne de medeniyet!
Sergideki Eserlere Müşfikâne Nazar
“Sabrın Nakşı”nda yer alan eserlerin mahiyeti, ziyaretçiyi her bir levhaya ismen ve hürmetle nazar etmeye davet ediyor. Zira burada -yazımızın giriş bölümünde değindiğimiz üzere- yalnızca sanat değil; sabırla yoğrulmuş, tefekkürle derinleşmiş bir mânâ atlası sergileniyor. Her başlık, kendi içinde bir hikâye; her kompozisyon, geleneğin asırlık hafızasından süzülmüş irfan damlası…
Şemse terkibinden “Tarihî Yarımada” tasvirine; Edirne Selimiye Camii Müezzin Mahfilinden Esmâü’l-Hüsnâ kompozisyonuna ve oradan Mevlânâ Celaleddin Rumi ve semazenler tasvirlerine kadar uzanan eserler, geleneğin sivil ve dini mimariye eklemlenen tasavvufî damarını görünür kılıyor.
“Erguvan ve Sakura”, “Küllerinden Doğan Zümrüdü Anka”, “Suretin Yansıması” ve “Zümrüdüanka” başlıklı çalışmalar sembolik diliyle dikkat çekerken; Tanburi Cemil Bey ve tanburunu konu alan levha mûsikî ile hattı aynı terkibde buluşturuyor. “Nedim’in İstanbul’u” ise Lâle Devri’nin şiir ve şehir estetiğine selâm gönderiyor!
Hilye-i Şerîfe, Felak ve Nâs sûreleri, Kelime-i Tevhid, Eûzü-Besmele, Âmene’r-Resûlü (Bakara 2/285-286), “Müsennâ Hû”, “Tuğra Formlu Kelime-i Tevhid”, “Elhamdülillah” ve “Kalem 68/4” gibi levhalar, Kur’ânî ve Nebevî ahkâmı farklı istif ve formlarla beziyor.
“Kibâr-ı Kelâm”, “Gel Gör Beni Aşk Neyledi”, “Yer Gök Gül”, “Kadîm”, “Mehmet Selim Dîvânı”, “Çintemani”, “Çarkıfelek ve Gel Keyfim Gel”, “Katı‘ Bahçe” ve “Bahçe-i Hümâyun” ise edebî, sembolik ve bezeme geleneğini zengin bir muhteva dairesinde Çamlıca’nın orta yerinde konumlandırıyor.
“Buhara’nın Gülleri – Poi Kalyan Camii Kapısı” başlıklı eser, Orta Asya irfan coğrafyasına uzanarak Poi Kalyan Camii’nin kapı tezyinatını hat ve tezhip diliyle yeniden yorumluyor. Tavan göbeği kompozisyonları ve serlevhalar ise klasik mimarî tezyinatın levha formundaki akisleri olarak dikkat çekiyor.
Az önce de ifade ettiğimiz üzere her biri diğerinden âlâ keyfiyeti hâiz kat‘ı, tezhip ve kalem işi levhalarında hüsn-i hat sanatımızın usta isimlerinden Efdalüddin Kılıç, Said Abuzeroğlu, Hüseyin Kutlu, Kerim Erbili, Betül Topbaş, Davut Bektaş, Fevzi Günüç, Fuat Başar, Ferhat Kurlu ve Fatih Yıldız’ın esâmesi okunuyor. Bu vesileyle merhum Fevzi Günüç hocamıza rahmet niyaz ediyoruz.
Toplam 52 eser, rik‘a, celî sülüs, sülüs, ta‘lik, muhakkak, kûfî ve tuğra, celî sülüs–rik‘a, sülüs–nesih, celî sülüs–sülüs, muhakkak–celî sülüs–nesih ve kûfî–celî muhakkak–müsennâ yazı nevi ve formları gibi zengin terkiblerle bir araya getirilmiş. Böylece sergi, yalnızca hat çeşitliliğini değil; aynı zamanda yazının asırlara sârî estetik seyrini de sanatseverlerin gözlerinin önüne seriyor.
Sabrın Nakşı, 19 Mart 2026 Tarihine Kadar Ziyaretçilerini Çamlıca’ya Bekliyor!
19 Mart 2026 tarihine kadar haftanın her günü 09.00–17.00 saatleri arasında randevu ile ücretsiz olarak ziyaret edilebilen sergi, Ramazan’ın manevî iklimine estetik bir pencere aralıyor.
İbrahim Ethem Gören, 02.03.2026 / Yazı No: 489