Page 76 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 76

Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET








                                  at sanatı tarihinin, hem devlet kademelerindeki hem de diğer sanat disiplinleri açısından çok yönlülüğü en fazla şöhret bulmuş
                             H şahsiyeti Kazasker Mustafa İzzet’tir. Başına konan devlet kuşu her ne kadar musiki bahsinde göze çarpsa da sanat icrâkârlığında
                             hat sanatı ilk sırayı alır. Musikide bu seviyede olgunlaşmış bir sanatkârın bir başka sanat dalında olgunlaşması, sanat tarihi açısından
                             son derece ünik bir durumdur. Musikişinâslar arasında Kazasker ayarında bir hattat olmadığı gibi, hat sanatında da böylesine önemli bir
                             musikişinâs görmek imkânsız gibidir.


                             Kazasker’in hat sanatına dair kabiliyetinin yaşının kemâlinde değil gençlik yıllarından itibaren başladığı görülür. İmzalı yazı tarihlerinden
                             anlaşılabilmekle  birlikte  kaynaklar  da  bunu  doğrular  niteliktedir.  Örneğin  İzzet’in  hacca  gitme  bahsinin  geçtiği  Letaif-i  Enderûn’da
                             kendisinden "yazısı Yâkût-ı Müsta’sim’e mümâsil, sülüsde ise Şeyh’in (Hamdullah) hattına mukabil" olarak bahsedilmesi onun bu dönemdeki
                             kalem kudretine gösterilen iltifatın en önemli nişânesidir. Bununla birlikte erken yaşta başlayan hattatlık mesleğindeki gelişiminin ömrünün
                             sonuna dek devam ettiğini, yeni arayışların peşini hiçbir zaman bırakmadığını da yazılarındaki üslûp farklılıklarını analiz ederek ve bilhassa
                             Abdülmecid’in vefatını takip eden yıllarda Râkım ekolüne dönüşünü ifade eden anekdotlarla açıklamak izahı kolaylaştırır.

                             Mustafa İzzet, Silahdâr Ali Paşa’nın dairesinde musiki eğitiminin yanında yüksek disiplinle bir hüsn-i hat eğitimi de görmüştür. Çömez Mustafa
                             Vâsıf Efendi’den sülüs ve nesih, akabinde Enderûn’da Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi’den ta’lik meşk ederek kısa sürede icazet almıştır.
                             Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı koleksiyonunda bulunan ve henüz 17 yaşındayken yazmış olduğu kıt’asını "Sevvedehü’s-Seyyid
                             Mustafa el-İzzetî fî Sarây-ı Galata be-hâne-i ser 23 Rebîülevvel 1233 (31 Ocak 1818)" şeklinde imzaladığına göre, Ali Paşa dairesinde
                             geçirdiği 3 yıl zarfında Mustafa Vâsıf Efendi’den tedrisatını tamamlayıp icazet alacak kadar kabiliyetli bir kaleme erişmiştir. Bu hat sanatı
                             eğitimi açısından ortalamanın çok üzerinde bir hızdır. Enderûn’da ve Galata Sarayı’nda, Mustafa Vâsıf Efendi’nin hocalığına dair bir kayıt
                             bulunamamış olması da, Kazasker’in saraya gelmeden evvel Vâsıf Efendi’den icazet almış olduğunu doğrulamaktadır. Aynı imzadan yola
                             çıkarak kendisine "İzzetî" mahlası verildiğini, daha sonra bu mahlasın kendi tercihiyle, nisbet eki kaldırılarak "İzzet"e dönüştüğünü de
                             söyleyebiliriz. Ancak Çömez Mustafa Vâsıf Efendi’den alınan bu icâzetnâme günümüze ulaşmamıştır. Enderûn-ı Hümâyun’da Yesârîzâde
                             Mustafa İzzet Efendi’den ta’lik meşk ederek aldığı icazetin aslını ise, Necmettin Okyay 1900’lü yılların başında gerçekleştirilen Muhsinzâde
                             Abdullah Hamdi Bey’in tereke müzayedesinde gördüğünü lakin tarihini hatırlayamadığını beyan etmiştir. Ta’lik hattan icazet aldığı sırada
                             söylediği kıt’a ise, kayıtlara şöyle geçmiştir:

                             "Nazar-ı şeh ile kıt’a-i garrâ
                             Levha-i mihre nâz ederse sezâ
                             Şâh-ı asrın ki ser-müezziniyim
                             N’ola eyler isem İmâd’a salâ"


                             Sanat tarihimizdeki şöhretini bir bakıma hattatlık mesleğine borçlu olduğunu söyleyebileceğimiz Mustafa İzzet Efendi, sarayda şehzâdelerin
                             hat hocalığını da yapmıştır. Genel olarak Kazasker’in diğer hattatlarımızda olduğu gibi sanatsal kronolojisinin günümüze kadar yapılamamış
                             olduğu açıktır. Batı’da sanatçıların eserlerinin kronolojik analizleri çok detaylı şekilde yapılabilmekteyken, bizde böyle bir gelenek oluşmadığı
                             ve en önemlisi de yazınsal kaynak sınırlılığı söz konusu olduğundan, diğer hat üstâdları gibi Kazasker’in de hat sanatına dair eserlerinin
                             kronolojik bir envanteri çıkarılamamıştır. Bundan doğan sonuçla üslûp konusunda da bu yolla bir analiz gerçekleştirilmemiştir.









          74
   71   72   73   74   75   76   77   78   79   80   81