Page 246 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 246
Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET
MATBUATTA KAZASKER ALFABESİ
1729’da Vankulu Lugati ile ilk baskısını yapan Müteferrika Matbaası'nda 1867’ye kadar kullanılan hurufatın hattatının kim olduğu bilinmiyor.
Ancak III. Selim devrine tekabül eden bu dönemde artık hurufat kalıplarının aşınması üzerine Bogos Araboğlu (Arabyan) adından bir
hakkâk tarafından, Deli Osman Efendi’nin yazdığı nesih harflerinin on altı puntoluk çelik kalıpları hazırlanmış, bu kalıplardan dökülen
hurufat uzun süre kullanılmıştır. Sultan Abdülmecid dönemine gelindiğinde ise, Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi’nin yazdığı ta’lik harflerin
kalıpları Ohannes Mühendisyan tarafından hazırlanmış ve on sekiz puntoluk bu Türk üslûbu ta‘lik hurufatı, genellikle manzum eserlerde
kullanılmıştır. Sultan Abdülaziz dönemine geldiğimizde ise Ohannes Mühendisyan’ın 1866’da Mustafa İzzet’in hattıyla 24 punto döktüğü
nesih harfleri, Osmanlı matbaacılığında harf inkılâbına kadar kullanılmıştır. Hat sanatı tarihimizin gelmiş geçmiş en büyük hattatlarından
biri olan Kazasker Mustafa İzzet’in bu harfleri, İslam âleminin en sanatkârane matbaa harfleri olarak hem matbaacılık hem de hat sanatı
tarihimize damgasını vurmuştur. Kazasker’in yazdığı harflerin matbaada kullanımı hakkında, Şair Safvet Efendi’nin aşağıdaki sözleri de bu
görüşün bir delilidir:
Sâye-i Yezdân Hân Abdülaziz-i dâd-ger Kazdı ol neshi çelik üzre Ohannes kulları
Sa’y eder her vechile îmâr-ı mülke serteser Vermedi resm-i ferâh-efzâsına asla keder
Devr-i lûtfunda o sultân-ı maârif-perverin Hakkeder böyle halelsiz ol türâb-ı ehl-i fen
Dembedem îcad olunmakda nice nâfi’ eser Kangı hattın nakşını 'ayniyle istek etseler
Himmet-i şâhânesiyle az vakitde şüphesiz Nâmı pûlâda kazıldı ol şehin şimden gerü
Milkete cümle temeddün hükm-rânı reşk eder Rub’-ı meskûnu eder hatt-ı hümâyunu güzer
Cümle mahkûmu olan halka şu hüsn-i himmeti Bu hurûf-ı nevle şimdi basılan cümle kitâb
Etmemiş bir pâdişah bu ahd-i mes’ûda kadar Hatt-ı dest-âsâ olur makbûl-i erbâb-ı hüner
İşte ez-cümle bütün âlât-ı tab’ın kâlıbı Âl-i Osmân içre zâtı ismi veş yektâ ola
Resm-i nev üzre yapıldı vasfını etsem değer İsterim bâb-ı icâbetden bunu şâm ü seher
Şeyh-i Sânî’dir hurûfâtın yazan üstâd-ı kül Dâr-ı fânîde yazıldıkça hurûf-ı âliyât
Ehl-i 'ilme hâliyâ oldur reîs-i mûteber Var ola levh ü kalem hakkıyçün ol Hâtem-siyer
Fâiku’l-akrândır ol nâm-dâşı Mustafa Neşr olunsun basılıp târih-i şân ü şevketi
Kân-ı irfân eylemişdir zâtını Rabbü’l-beşer Şems ü bedr-i adl ü dâdı dehre versin nûr ü fer
Ser-fürû eylerdi hayretle o zât-ı kâmil’e Zât-ı vâlâsı ola mahsûd-ı şâhân-ı selef
Sağ olup şimdi sülüs hattın göreydi Lâz Ömer Vasfını Safvet kulu yazsın mutavvel muhtasar
Şîve-i dil-cûsuna meftûn olup bî-iştibâh
Çıldırırdı neshini görse Deli Osman eğer
244

