Page 211 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 211

Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET








                             Tüm bu karışıklıklara rağmen, Kazasker’in deha düzeyindeki sanatsal bakışını kavrayabilmek ve bu imza formlarını temel sanat, anatomi
                             ve grafik sanatları açısından da inceleyerek farklı bir disiplin yorumu oluşturabilmek, bu sahaya büyük bir katma değer sağlayacaktır.


                             Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin imzalarında göze çarpan bir diğer önemli husus ise, mutlaka tarih atması ve ayrıntıya yer vermesidir.
                             Bu sayede hangi tarihte ne işle meşgul olduğu anlaşılmakta, imzalarından yola çıkarak sadece sanat dünyasıyla değil hayatı ile ilgili
                             anekdotların  da  izi  sürülebilmektedir.  Örneğin  Galata  Sarayı’nda  talebeyken  yazmış  olduğunu  bildiğimiz  bir  sülüs-nesih  kıtasında
                             kulladığı rik’a "Sevedehu’s-Seyyid Mustafa’l-İzettî fi Saray-ı Galata, be-hâne-i ser, 23 Rebiülevvel 1233" imzasından Kazasker’in tarih
                             itibarıyla  Galata  Sarayı’na  direkt  olarak  son  sınıftan  başlamış  olduğunu;  1242  tarihli  bir  yazısındaki  imzasında  kullandığı  "Serheng-i
                             Hazret-i Şehriyârî" sıfatından yola çıkarak da onun bu tarihten önce çavuşluk rütbesine yükseltilmiş olduğunu anlamaktayız.

                             Mustafa İzzet’in imzaları hakkında zikredilmesi gereken belki de en önemli hatırası daha önce de bahsettiğimiz Ayasofya levhalarındaki
                             eşsiz ketebesidir. Damla formundaki İmam-ı Huseyn Efendimizin isminin altına koymayı uygun gördüğü bu imza gerçekten yüksek bir
                             sanat harikasıdır. Yaklaşık 175x95 santimetreye ebatlandırılan ve "Ketebehu es-Seyyid el-Hâc Mustafa İzzet İmâmu’s-sânî li-emîri’l-
                             mü’minîn Abdülmecîd Hân. 1265" metinli bu imza, Kazasker’in kanaatimizce en önemli imzasıdır.


                             İzzet’in  imzalarında  göze  çarpan  önemli  bir  diğer  özellik  ise,  secîli  ifadelerdir.  Bu  estetik  olduğu  kadar  edebî  yönü  de  ağır  basan
                             karakteristik  özelliği,  onun  yolundan  giden  talebelerini  de  etkilemiştir.  Kazasker’in  1862’den  itibaren  yazılarında  en  çok  kullandığını
                             bildiğimiz ketebeleri şunlardır:


                             "Bende-i âl-i abâ
                             Seyyid İzzet Mustafâ"


                             "Hâk-i pâ-yi evliyâ
                             Seyyid İzzet Mustafâ"

                             1837’de yazdığı mushaf-ı şerîfin ketebesi ise, onun ortaya koyduğu bu eşsiz esere yakışır bir metindir:


                             "Mustafa İzzet’e tahrîre olunca tevfîk
                             Eyledi Mushaf’ı tâ arş-ı berîne ta’lîk"






















                                                                                                                                                      209
   206   207   208   209   210   211   212   213   214   215   216