Page 210 - KAZASKER MUSTAFA İZZET
P. 210

Ayasofya’nın Nişânesi | KAZASKER MUSTAFA İZZET







                             KAZASKER’İN YAZI ÜSLÛBUNA DAİR



                             Sultan Abdülmecid’in hüsn-i hat eğitimine Mahmud Celâleddin’in makbul tuttuğu talebelerinden Mehmed Tâhir Efendi ile başlaması, bu
                             dönemde hat sanatı tarihimiz için bir Celâleddin rüzgârı estirmiştir. Popülasyona bağlı olarak Kazasker Mustafa İzzet’in yazılarında görülen
                             Mahmud Celâleddin etkisi, sonraki yıllarda Râkım ekolüne dönüşüyle göze çarpmaktadır. Hat sanatında karakter olarak birbirinden çok
                             farklı ahenk özellikleri gösteren iki yazı tipinin Kazasker’in kaleminde birleşmiş olduğunu, Mahmud Celâleddin’deki sakinlik ile Râkım’daki
                             canlılığın onun potasında sentezlendiğini görmemek imkânsız. Onun kimi yazılarında engin bir rahatlık ve ferahlık hissedilmekle birlikte
                             kimi yazılarında ise sadece sanat kuralları açısından değil üslûb-ı kalemden gelme derin bir sertlik göze çarpar. Hâfız Osman-Celâleddin-
                             Râkım karışımı, bu eşi benzeri bulunmayan ve hat sanatına yeni bir ekol olarak kabul ettirdiği üslûp sayılabilecek tavrı, kendisinden sonra
                             talebeleri tarafından Şefik Bey, Muhsinzâde Abdullah ve Hasan Rıza gibi bazı kollara ayrılmış ve günümüze kadar devam edegelmiştir.

                             Hat sanatı tarihçilerinin Mahmud Celâleddin ekolü ile alâkalı tâlî olduğunu hissettiren görüşleri ve dönemin popülizmiyle ilişkilendirilmiş
                             analizleri bazen maksadını aşabilmektedir. Zira her ne kadar o dönemin patronajı ile, hakkında bir dopler etkisi olduğu hakikat olsa da,
                             bu sanatsal yorumun tarihimizde bir klasisizm zemini yarattığı muhakkaktır. Hatta öyle ki, taraflı bir bakış açısı olabilir fakat duyguları
                             ifade etmesi ve irfânî geleneği hissettirerek "kural ve resmiyetten tavizler vermesi" bakımından bu yazı türü, İslam sanatı tarihçilerimiz
                             tarafından daha fazla incelenmelidir.


                             Her  ne  kadar  hat  sanatında  kadim  bir  imalat  formu  olsa  da  bu  dönemde  zerendûd  yazı  oldukça  fazla  iltifat  görmüştür.  Kazasker
                             imzalı pek çok zerendûd yazı, günümüze ulaşabilmiştir. Zerendûd olarak yazılmış yazılarının is mürekkebiyle hattat elinden çıkan hâline
                             yüzdesi son derece düşüktür. Bu yüzden hattat elinden çıkmış bir yazı ile müzehhib tarafından nakledilmiş zerendûd levha arasında,
                             yazı anatomisi açısından bir analiz yapmamız mümkün değil. Birkaç kötü örnek haricinde Kazasker Mustafa İzzet’in zerendûd yazılarının
                             bir hat sanatı disiplini taşıdığı söylenmelidir. Hüsn-i hat mesleği açısından yazıda imzası olan bir sanatçının, zerendûd yazının da bütün
                             yazım  sürecine  müdâhil  olması,  bu  sanatın  geleneği  açısından  alışılmış  bir  durumdur.  Dolayısıyla  Kazasker’in  zerendûd  yazılarının
                             da hattatın kontrolünden dışarı çıkmadığı aşikârdır. Fakat temel hat disiplini açısından şu söylenmelidir ki, sadece Kazasker Mustafa
                             İzzet’in değil, hattatların müzehhib ve nakkaşlar tarafından yapılmış ikincil sanat ürünü olan zerendûd levhaları üzerinden, hattata direkt
                             yöneltilebilecek bir sanat eleştirisi yerinde olmaz.

                             Zaman zaman Kazasker’in yazılarını okumak kadar yalnızca seyretmek de eşsiz bir zevktir. Özellikle yazılarına atmış olduğu imzalarını
                             izlemek çoğu zaman pek çok şeyin önüne geçmekte ve dimağlarda tarifi zor hislerle var olmaktadır. Kazasker Mustafa İzzet’in imzaları,
                             başlı başına bir inceleme konusu olup bunu da hat sanatı uzmanlarının yapması elbette doğal ve elzemdir. Zira onun yazılarındaki imza
                             kurgusu  gözden  kaçmayacak  derecede  kendini  gösterir.  Genel  itibarıyla  Kazasker,  yazılarında  "İzzet"  veya  "Mustafa  İzzet"  imzasını
                             kullanmıştır. Hiçbir ek unvan almadan harika bir imaj görüntüsüne sahip "İzzet" imzası ise, hat sanatında unutulmazlar arasındadır.


                             Öte yandan ta’lik imzalarını, aynı ismi taşıdığı hocası Yesârîzâde ile karıştırılmaması maksadıyla satır hâlinde değil, istif şeklinde kullanması
                             ve farklı farklı istifleri tercih etmesi onun bu konudaki en karakteristik özelliklerindendir. Satır hâlinde kullandığı ketebelerde dahi, istifli bir
                             ta’lik imza kullanmış olduğu göze çarpar. 1835’ten itibaren, özellikle hocası Yesârîzâde’yle karıştırılmamak için bu imza biçimini kullanmış
                             ve ondan başka hiç kimse bu üslûpta imza atmamıştır. Buna rağmen ta’lik pek çok yazısı Yesârîzâde Mustafa İzzet ile; zerendûd sülüs
                             yazıları ise Galatalı İzzet Efendi ile hâlen sık sık karıştırılmaktadır.





          208
   205   206   207   208   209   210   211   212   213   214   215